Osmanlı Bosnası ve Asil Boşnaklar » Boşnak HaberBoşnak Haber

16 Haziran 2024 - 07:40

Osmanlı Bosnası ve Asil Boşnaklar

Osmanlı Bosnası ve Asil Boşnaklar
Son Güncelleme :

23 Nisan 2024 - 21:55

Bugünkü Bosna-Hersek Cumhuriyeti yaklaşık 50 bin km² alana, 20 km sahile ve 5 milyon nüfusa sahiptir. Tarihî ve tabii güzellikleriyle cennet gibidir. Osmanlı eserleriyle de âdeta bir açık hava müzesidir.
resim
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden 12 sene sonra, 1463 yılında Bosna’yı fethetti. 1521’de Bosna Sancağı, Rumeli eyaletimizden ayrılarak müstakil bir sancak oldu. 1583’te ise eyalet yapıldı. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan Berlin Antlaşması ile Bosna’nın kontrolü, geçici olarak Avusturya-Macaristan’a bırakıldı. 7 Ekim 1908’de ise haksız bir şekilde bu ülkenin topraklarına dâhil edildi. 1946’da da yeni kurulan Yugoslavya federal cumhuriyetlerinden biri oldu.   
 
1992’de Yugoslavya federal devletinin dağılmasından sonra Müslüman Boşnaklar, Avrupa’nın ortasında dört yıl boyunca, Sırpların çok büyük zulüm ve vahşetine maruz kaldı. Binlerce Müslüman öldürüldü, tarihî camiler, medreseler ve kütüphaneler tahrip edildi. Binlerce kadın ve kız tecavüze uğradı.  
 
Hâlbuki Fatih Sultan Mehmed, Bosna’yı fethettikten sonra gönderdiği fermanda özetle şöyle diyordu:  
 
“Ben ki Sultan Mehmed Han’ım; Cümle âlem bilsin ki! Yeri göğü yaratan yüce Rabbim hakkı için, Kur’ân-ı kerim hakkı için, Peygamberimizin hakkı için, kullandığım kılıç hakkı için, 124 bin Peygamber hakkı için yemin ederim ki; emirlere itaat ettikleri müddetçe ülkemde yaşayan Bosnalı ruhbanlara, kiliselerine engel olunmayacak, sıkıntı verilmeyecek, onlar ve dışarıdan gelenler ülkemde huzur içerisinde yaşayacaklar, hepsi himayem altındadır!” 
 
Alman seyyah F. Karl Kienitz, 20. asrın ilk yarısında, bütün Osmanlı coğrafyasını gezerek tarihî şehirleri mükemmel şekilde inceledi. “Büyük Sancağın Gölgesinde” isimli kitabında Bosna hakkında şunları kaydediyor:  
 
 “Fatih Sultan Mehmed fethettiğinde, Bosna geri kalmış, birkaç madenci şehrinden ibaret bir ülkeydi. Osmanlı idaresi zamanında yepyeni bir medeniyete ve huzura kavuştu. Fatih’ten sonra Gazi Hüsrev Bey Bosna’yı önemli bir merkez hâline getirdi. Şehrin nüfusu 7-8 binlerden 80 bine yükseldi. Böylece Bosna ve Hersek’in birçok şehri, gerçek birer Türk şehri oldular. Daha doğuda halk kendine Osmanlı adını verirken, Saraybosnalılar da Türk ismini seve seve benimsiyorlardı… 
 
Bosna Kralı Stjepan Tomaşeviç, Papa II. Pius’a yazdığı mektupta ‘Türkler ülkemde birçok kaleler yaptırdı. Halkıma çok iyi davranıyorlardı. Kendileriyle birlikte olan her çiftçinin hür olacağına söz veriyorlar. Pek çok kimsenin bir felaket gözüyle baktığı Türk işgali, Bosnalılar için Allah’ın bir yardımı kabul ediliyor. Artık öldürülmeler, mal yağmalanması son buldu’ diyor.  
 
Bosna halkı fetihten önce Bogomil mezhebinde idi. Hristiyan Bogomiller Hazreti İsa’yı Allah’ın kulu ve peygamberi olarak kabul ediyordu. Bu yüzden Müslümanlara yakınlık duyuyorlardı. Bogomil mezhebi mensupları Katolikleri hiç sevmiyorlardı. Papa, Bogomillilere kötü gözle baktığı için onlar da Papa’ya karşı derin bir kin ve nefret duyuyorlardı. İnançlarının İslam’a yakın olması ve papaların baskıları Hristiyanlığı kolaylıkla terk ederek Müslüman olmalarına sebep oldu…  
 
Bosnalılar kurtuluşlarını borçlu oldukları Türklerin dinine geçmeye başladılar. Özellikle memleketin ileri gelen şahsiyetlerinin Müslümanlığı kabul etmeleri, ülkenin kitle hâlinde İslamlaşmasına vesile oldu. Böylece Bosna ve Hersek içten fetholundu. Düne kadar ezilenler bugün memleketin efendisi oldular.  
Bosna sancak beyi Gazi Hüsrev Bey’in 1530 yılında yaptırdığı büyük kubbeli cami, Osmanlı taşrasının en güzel eserlerinden biri sayılır. Caminin yanında Hüsrev Bey’in ve Murat Bey’in türbeleri vardı. Ayrıca Kur’ân-ı kerim Medresesi binlerce Türkçe, Arapça ve Farsça kitapları toplayan büyük bir kütüphane, zamanın yüksek bilimlerinin okutulduğu Kurşunlu Medresesi, saat kulesi, büyük bir hamam, kırk tane çeşme ve 6 kilometrelik su yolu yaptırmıştır. Bosna’nın bütün yapılarında, binlerce kilometre uzaklıktaki ‘Sultan şehri İstanbul’ örnek alınmıştır…”
 
Asalet Ve Cesaret 

Bosnalı meşhur tarihçi Ömer Bosnavî ise 1741 yılında kaleme aldığı “Bosna Tarihi” adlı eserinde diyor ki: 
 
“Bosna eyaleti, Osmanlı ülkesinin sağlam bir seddi ve Rumeli’nin kilididir. Etraftaki düşman devletler her zaman Osmanlıya zarar vermek için fırsat kollarlar, bahane ararlardı. Ama Bosna ahalisi şehirli olsun, köylü olsun ekseriyetle güçlü, yiğit, cesur, çalışkan aslan yürekli, hamiyetli, mücahid kişilerdi. Bir taraftan düşman gözükse hiçbir özür ve bahane göstermeyerek acele birbirlerinin yardımına koşarlar. Gerçi, çoğu alçak gönüllüdür, ama kâfirlere karşı düşmanlıkta amansız ve inatçıdırlar. Âmirlerinin emirlerine uymada kuzu gibi uysaldırlar. Eşkıyalık, şakîlik, yol kesme ve isyan gibi kötü işler yapmazlar. İslam dini uğruna, padişah uğruna seve seve ve istekle kendilerini feda etmek, baş ve can vermek, Bosnalıların dedelerinden kalma övünme ve gurur vesilelerindendir. Bu, babadan oğula vasiyettir. Bosna halkının çoğu, özellikle serhatlerde bulunan mücahitlerin subay, komutan ve erleri, kolayca ata binmek, attan inmek ve yürümek için dar ve kısa elbiseler giyerler. Atlıları hızlı koşarlar, yayaları ise süratle hareket ederler. Düşmanların gözünde pek büyük yiğit ve kahraman görünürler. Valiler, imamlar, şeyhler, müftüler, hatta çocuklar ve kadınlar da savaşa iştirak ederler…”
 
Nitekim 1992 yılında çıkan savaşta Boşnaklar, yaklaşık dört sene Sırplarla kahramanca mücadele ettiler. Saraybosna şehrine düşmanı sokmadılar. Çok kıt ve zor imkanlarla tarihin en büyük şehir müdafaalarından birini yaptılar. 
 
Dürüstlük ve Güven  

Ahmed Cevdet Paşa, müfettiş olarak Bosna’ya gittiğinde keşfettiği Boşnakların dinî hassasiyetini ve doğruluklarını şöyle dile getiriyor:   
 
“Saraybosna bir ticaret merkezi; ancak buradaki ticaret mahkemesinin hasılatı çok az. Bosna’ya iki taraftan ticari mal naklolunurdu. Şöyle ki: İstanbul’dan, Selanik ve Yenipazar yolu ile ve Avusturya-Macaristan’dan Svornik yoluyla yine Saraybosna’ya mal götürülürdü. Bu mallardan yol üzerinde vilayet ve kazaların hisseleri ayrılmaz, onlar da sair vilayet ve kazalar gibi ticari mallarını Saraybosna’dan alırdı. Bu yüzden Saraybosna ticaret merkeziydi. Saraybosna eyaleti, Bosna, Travnik, Biatseh, Banyaluka ve Svornik sancaklarından müteşekkil olup Hersek Sancağı dahi bu eyalete bağlı idi. Hâlbuki ticaret mahkemesinin hasılatı mahkeme kâtibinin maaşına bile kâfi gelmiyordu. Maaşların açık kalması yüzünden mahkeme reisliğinden tarafıma şikâyet olundu. Bu şikâyet hayretimi mucip oldu. Hemen ticaret mahkemesine giderek defterleri tetkik etim. Hiçbir ay, 350 kuruştan fazla hasılat olmamış. Bu miktar dahi nadiren 350 kuruşa yükselmiş. Hasılatın ekseri 150-200 kuruştan ibaret olduğunu hayret ve taaccüple gördüm.  
Osmanlı Bosna’sı ve asil Boşnaklar
Mahkemeye Müracaat Eden Tüccar Yok  

Tahkikat neticesinde de yerli tacirlerin mahkemeye müracaat etmedikleri anlaşıldı. Bunun üzerine artık Bosna ticaretinin ne yolda cereyan edegeldiğini öğrenmek lazım geldi. Teftişlerim neticesinde anlaşıldı ki gerek İstanbul ve gerek Avrupa emtia ve eşyasını getirenler, ancak Saraybosna tüccarı olup civar vilayet ve kazalar tacirleri Saraybosna’ya gelerek mağazalardan alıp memleketlerine naklediyorlar. Mesela vilayet tüccarlarından biri Saraybosna’ya gelip bir tacirin mağazasına müracaat eder. Kendisine lazım olan malları tespit eder. Bütün bu malları mağaza kâtibi sırasıyla bir pusulaya yazar ve hizalarına da fiyatlarını kaydeder. Bir yandan da denkler bağlanır, malların hepsi, kâtibin tanzim ettiği pusula ile tacire verilir. O da bedelini ödemeden alıp gider. Ara sıra, Saraybosna tüccarı tarafından çıkarılan tahsildara, taksitini verir ve verdiği paralara mukabil de birer ilmühaber alır.
 
Senet Yok, Şahit Yok 

Velhasıl civar vilayet ve kaza tacirleri Saraybosna’dan üçer, beşer bin kuruşluk mal alıp pusulasıyla beraber memleketlerine götürürler ve bu muamele esnasında ne senede ne de şâhide lüzum görülür. Şayet malı alanlar borçlarını inkâr etseler, elde senet olmadığı için mal satan, hiçbir hak iddia edecek durumda değildir. Hâlbuki ticaret mahkemeleri senetler ve şahitler üzerine hüküm verirler. Böyle koskoca bir eyaletin ticari muamelesi senetsiz, şahitsiz nasıl dönüyor? Bu ciheti çok merak ettim. Saraybosna tüccarından Mehmed Ağa isminde bir zat vardı. Onu çağırdım. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:  
 
– Veresiye vermiş olduğun mallardan dolayı ne kadar alacağın var?  
 
– On bin keseden ziyade.  
 
– Elinde senedin, şahidin var mı?  
 
– Hayır, âdet olmamış.  
 
– Ya, müşterilerden biri borcunu inkâr edecek olursa ne yaparsın?   
 
Bu suale şaştı, gülerek cevap verdi:  
 
– Bu kadar malı denklerle mağazadan kaldırıp pusulasıyla beraber götürdü. Nasıl inkâr edebilir?  
 
– Ya, bunlardan biri vefat ederse paranız batmaz mı?  
 
– Vefat ederse, bizim pusulamız terekesinde çıkar ve vârisleri borcunu öder…  
 
Hakikaten, Saraybosna tüccarıyla alışverişi olanlardan biri vefat ederse, terekesinde çıkan pusula ve ilmühaberler derhâl Saraybosna’ya gönderilip borcu ödenir. Şayet yetimi varsa, tüccarın alacağı ödenmedikçe hâkim, terekesini takrir ettirmezmiş. Bunca senedir Saraybosna tüccarından kimsenin alacağı inkâr olunmamış.
 
Faiz de Yok  

Bir ara Bosna Sancağı çiftliklerinden 42 vekil çağırtarak, ağaların çiftliklerinden aldıkları arazi ücretinin memleketçe mutat olan nispetinin ne olduğunu anlamak için evvela Müslümanlara sordum:  
 
– Bosna’da akçanın kesesine kaç kuruş faiz alıyorsunuz?  
 
– Hâşâ, biz faiz almayız, böyle haram para yemeyiz.  
 
Sonra Hıristiyanlara aynı suali sordum. Şöyle cevap verdiler:  
 
– Faiz almak Yahudilere mahsustur. O da yeni çıktı. Biz, İslam ve Hıristiyan birbirimize ödünç para veririz; faiz almayız. Senet alıp vermek dahi âdetimiz değildir.” (Ahmet Cevdet Paşa’nın “Tezâkir”inden Sayfalar: Boşnaklar-Hayat Tarih Mecmuası)   
 
Günümüzde ise Türkiye’de ticaret mahkemelerin hâli malum; açılan binlerce dava vardır, netice alınması yıllar sürer…
 
Osmanlı Devrinde Huzur ve Refah Vardı 

Beş asırlık Osmanlı idaresinde Bosnalılar refah, huzur içerisinde yaşadılar. Bu devirde birçok medrese yol, köprü, cami, mektep, kütüphane, han, hamam ve saraylar yapıldı. 1876’da Saraybosna’da Türkçe öğretim yapan bir Mekteb-i Hukuk-ı Şahane, yüksek derecede Gazi Hüsrev Bey Medresesi, Türkçe eğitim yapan 28 lise ve ortaokul, 917 ilkokul, pek çok orta dereceli medrese vardı. Nüfus ise kesin olarak Müslümanların lehinedir. Bosna-Hersek sancağımızın merkezi olan Mostar şehrinde, 1878 yılında, mevcut 36 camiye karşılık; 2 Ortodoks Sırp ve 1 Katolik kilisesi vardır ki, bu nüfus oranına bir örnek teşkil eder.
 
Osmanlı idaresinde birçok Boşnak, devlette vazife gördü. Bunlardan birkaçı: Damat İbrahim Paşa, Sokullu Mehmed Paşa, Cezzar Ahmed Paşa, Koca Mustafa Paşa, Hersekzâde Ahmed Paşa, Kuyucu Murad Paşa…
 
Osmanlı Devleti zamanında Bosna’da pek çok âlim, ilim adamı yetişti, bunların en meşhurlarından birisi de Abdullah-i Bosnavi hazretleridir. Pek çok kitap yazan Abdullah-i Bosnavi’nin en kıymetli eseri, Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin “Füsûs” kitabının Türkçe şerhidir. Bu sebeple İslam ülkelerinde “Füsûs şârihi” ünvanı ile anılmaktadır.  
 
Bosna’nın Osmanlı devletinden kopmasından sonra ülkelerini terk ederek Anadolu’ya binlerce Boşnak Müslüman yerleşti ve çok kısa zamanda çalışkanlıkları ve dürüstlükleriyle Anadolu halkı ile kaynaştı. Türkiye’de siyasi sosyal hiçbir problem çıkarmadılar. Dürüstlük ve cömertlikleriyle Anadolu halkı tarafından çok sevildiler, itibar gördüler. Nitekim geçen asrın büyük İslam âlimlerinden, seyyid yani Peygamberimizin soyundan olan Abdülhâkim Arvâsi hazretleri “Şayet seyyid olmasaydım Boşnak olmayı tercih ederdim” diyerek Boşnak Müslümanlara olan muhabbetini dile getirmiştir…  
 
Kaynak: https://www.turkalemiyiz.com/Home/Getbalkanlar?categoryid=5
 
 

YORUM YAP