KIRKLARELİ BOŞNAKLARI

Hazırlayan: Şevket KOÇ-Tarihçi-Eğitmci
Kırklareli Trakya’daki 5 ilimizden biridir. 1924 yılında il olmuştur. Bugün, Kırklareli’nin Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar ve Vize olmak üzere yedi ilçesi, 26 belediyesi ve 178 köyü bulunmaktadır. İlin eski ismi olan Kırkkilise , 20.12.1924 tarihinde çıkarılan kanun ile Kırklareli şeklinde değiştirilmiştir (Resmi Ceride, “Kırkkilise” İsminin “Kırklareli”ne Tahvili Hakkında Kanun, Kanun No: 537, 20 kânunuevvel 1340).
Kırklareli il merkezi 6.459 km2 olup rakımı 203 m’dir. İlçeler dâhil toplam yüz ölçümü 6.459 km2’dir. İlimizin Bulgaristan’a 180 kilometre kara sınırı, Karadeniz’e 60 kilometre deniz kıyısı bulunmaktadır. Merkez, Kofçaz ve Demirköy ilçelerinin kuzey kesimleri Bulgar sınırında, Demirköy ve Vize ilçelerinin doğu kısımları Karadeniz kıyısındadır.Kırklareli nüfusu 2025 yılına göre 381400’dür.
Kuzeyi dağlık ve ormanlık, doğusu ormanlık, geri kalanı ise ovadır. Genel olarak kışları sert ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçer.
BOŞNAKLARIN KIRKLARELİ’NE YERLEŞMESİ
Boşnaklar buraya Kırklica der.Boşnaklar buraya 1913-1925 tarihleri arasında Karadağ Sancak Bölgesinden ve Novipazar’dan göç edip gelmiştir.Kırklareli’de Boşnak nüfusun çoğunlukta olduğu köyler şunlardır: Balaban, Hamdibey, Gökyaka, Balkaya, Aksicim. Bu köyler merkezden uzak, dağ köyleri olmaları sebebiyle kültürel dokusunu koruyabilmiştir.Boşnaklar en çok Demirköy ilçesinde yaşar.( Demirköy’de Hamdibeyköy ,Gökyaka ve Balaban ile İğneada)Bunun haricinde şehir merkezinde,Pınarhisar,Lüleburgaz,Babaeski,Evrencik,Kofçaz’da Boşnaklar vardır.Cumhuriyetin kurulma dönemlerine tanık olduğu kadar,Osmanlı’nın son yıllarına da tanık olmuşlardır.Ne kadar zor koşullar altında yaşadıklarını siz tahmin edin!!
1922 yılının Ekim ayından 1923 yılının sonuna kadar Balkanların mübadeleye tâbi olmayan yerlerinden gelip Demirköy’e iskân edilen muhacirler 152 kişiden oluşan 50 hanedir ve tamamı Sırbistan-Yenipazar’dan gelen Boşnaklardır. Bu muhacirlere 10 bin 892 kıyye mahlût 35 ve 4.512 kıyye mısır verilmiştir.9 Nisan 1923 tarihinde Demirköy Merkeze Novipazar’dan 23 erkek 12 kadın toplamda 35 kişi iskan edilirken aynı tarihte 62 erkek 55 kadın toplam 117 kişi Novipazar’dan iskan edilir.
18 Ekim 1922 tarihinden 1923 yılının Aralık ayına kadar olan sürede Babaeski’de Vilâyât-ı Şarkiye mültecilerinden kimse bulunmazken Balkanlardan gelen muhacirlerin bir kısmı burada bulunan akrabalarının yanına iskân edilmiştir. Babaeski’de iskân edilen bu muhacirlere tohum, çift hayvanı gibi yardımlar yapılmamış, bu tarz yardımlardan faydalanmak için muhacirlerin kendileri de müracaatta bulunmamıştır. Ayrıca bu dönemde Babaeski’de iskân gören muhacirlerden sadece Priştine ve Yenipazar’dan gelenlerin muhtaç oldukları bildirilmiştir. Babaeski’de iskân edilen muhacirler (İmampazar,Hamidiye ve Hacı mahallelerine)20’si Türk, 29’u Boşnak, 36’sı Arnavut olan 27 hanede toplam 85 kişidir.
Novipazar’dan Kırklareli’ye 1924 tarihinde 152 Boşnak yerleştirilir.Novipazar Boşnaklarından olup, Kırklareli’ne yerleşen 152 kişiye ilk aşamada iaşe karşılığı, 10.892 kıyye mahlût ve 4512 kıyye mısır verilmek suretiyle muavenetleri sağlansa da, bu muhacirlerin muhtaç durumda oldukları ve kendilerine yardımda bulunulmasını bekledikleri anlaşılmaktaydı.
Ağustos 1923 ‘te ise Lüleburgaz’ın Çiftlik Karyesine 6 hane 31 kişi iskan edilmiş Ahmetbey beldesinde ise 9 hane 33 kişi yerleştirilir.Lüleburgaz merkeze ise 6 hane 24 nüfus iskan edilir.
18 Şubat 1924 tarihi itibarıyla doğu illerinden veya başka ülkelerden gelen mültecinin olmadığı Pınarhisar’da 209’u erkek, 200’ü kadın, 161’i çocuk olmak üzere toplam 570 kişiden oluşan 139 hane muhacir bulunmaktadır. Bunların 152’si Arnavut, 68’i Boşnak, 13’ü Pomak ve 337’si Türk olarak kaydedilmiştir. 570 muhacirin tamamının muhtaç olduğu ayrıca belirtilmiştir (Yançıklar,Çunfere,Yeni Karyesi ve Hamzabey )
1922 yılının Ekim ayından 1923 yılının sonuna kadar Balkanların mübadeleye tâbi olmayan yerlerinden gelip Demirköy’e iskân edilen muhacirler 152 kişiden oluşan 50 hanedir ve tamamı Sırbistan-Yenipazar’dan gelen Boşnaklardır.Bunlardan 117 si Trulya 35’i Demirköy’e yerleşti.
18 Ekim 1922 tarihinden 1923 yılının Aralık ayına kadar olan sürede Babaeski’de iskân gören muhacirlerden sadece Priştine ve Yenipazar’dan gelenlerin muhtaç oldukları bildirilmiştir. Babaeski’de iskân edilen muhacirlerden 29’u Boşnaktır.12 Temmuz 1923 kayıtlarıdaki bilgilere göre Babaeski’nin İmampazar Mahallesine Novipazar’dan 3 hane 10 kişi,Hamidiye mahallesine 2 hane 10 kişi ve Hacı mahallesine 3 hane 9 kişi yerleştirildi.
18 Şubat 1924 tarihine kadar Pınarhisar’a 68 Boşnak yerleştirildi. Yeniköy’e 5 hane 16 kişi,Çünfere Köyüne 5 hane 26 kişi ve Yancıklar köyüne 4 hane 23 kişi yerleşti.Bunun yanında Hamzabey’e 1 hane 3 kişi yerleştirildi.
Köylere ilk gelen Boşnaklar; Rumlar’dan ve Bulgarlar’dan kalan evlere yerleşmişlerdir. Bu evler iki katlı olup alt kat taş duvar, üst kat ise ya kerpiçten ya da ahşaptan yapılmıştır. Bu köylerde eskiden yaşayan Rumlar ticaretle uğraştığı için alt katları dükkân olarak kullanmışlar, üstte kendileri oturmuşlardır. Bulgarlar ise evlerinin alt katlarını ahır olarak kullanmış, sıcak olması için üst katta kendileri oturmuşlardır. Boşnaklar’ın yerleştiği bu evler zamanla eskiyince 1960’larda Boşnaklar yeni evler yapmaya başlamışlardır.
Şahoviçi yerleşiminde yaşanan katliamdan bir yıl sonra 1925’te Türkiye’ye gelen Akova, Sjenica ve Novipazar doğumlu Boşnaklar, Kırklareli’nin Vize ilçesinde bulunan Aksicim köyüne iskân edilmişlerdi.Görüldüğü gibi Boşnakların Kırklareli’ye iskânıyla ilgili bulunabilen kayıtlar çok kısıtlıdır. Bu kayıtlarda araştırma yaptığımız köylerden sadece Aksicim’e Boşnakların iskân edildiği ile ilgili bilgi mevcuttur.
Hamdibeyköy’e (Trulya) 1925’te Sırbistan’ın Sancak bölgesi Sjenica kasabasının Kladnica köyünden Türkiye’ye göç eden İbroviçler, Praşeviçler, Şabanoviçler, Kurtoviçler, Suliçler, Tariçler, Hamziçler, Lumiçler, Topiçler ve diğerleri yine Senica kasabasının Duga Polyanından Vruycaninler, Kiçaralar ve Zitniçe köyünden Bogutçaninler iskân edilir.
1934 yılında Yugoslavya’dan Türkiye’ye gelen göçmenlerden 99 kişiden oluşan 6’sının dili Boşnakça’dır.Demek ki o dönemde 6 Boşnak iskan edilmiştir.1923-1960 yılları arasında iskân edilen Boşnaklar arasında Türkçe’yi hiç bilmeyenler de vardır. Bu kişiler muhtemelen yerli ağzın ve göçmenlerin kullandıkları ağızların etkisinde kalarak Türkçe’yi öğrenmişler, dolayısıyla hem bölgenin yerli halkının hem de yeni sakinleri olan göçmenlerin etkisinde kalmışlardır. Kitle iletişim araçlarının ve ulaşımın oldukça geliştiği günümüzde ise bu farklılıklar gün geçtikçe kaybolmaya yüz tutmuştur.
Kırklareli İli’ne ait muhacir kayıt defterlerinde bulunan 1950-1960 yılları arasında Yugoslavya’dan gelen göçmenler arasında ana dili Türkçe olmayıp Boşnakça, Arnavutça, Sırpça ve Pomakça olan kişilerin de şehre serbest göçmen statüsünde yerleştiklerini görüyoruz.Dolayısıyla aslında göçmenlerde etnik olarak “Türk” olma koşulu değil, Müslüman olma ve Türk kültür ve geleneklerine uygun olma koşulları aranmıştır.
1950-1960 yılları arasında Türkiye’ye gelip Kırklareli’ne yerleşen 124’ünün dili Boşnakça olduğu kayıtlarda vardır.Göçmenlerden sadece 9 kişiden oluşan 3 aile iskânlı göçmen, geri kalanları serbest göçmendir. İskânlı göçmenler de dahil olmak üzere devlet tarafından herhangi bir yardım yapılan göçmen olmadığı gibi yanında tarımsal alet ya da makine veya hayvan getiren de olmamıştır.Bunlardan 56 ‘sı Sjenica’dan gelmiştir.
Kaynaklarda Yugoslavya göçmeni adı altında genel bir ifade kullanıldığı için tam bir rakam veremiyoruz ancak yerleşim yerleri ve Boşnakça konuşuyorum dedikleri için bu ifadeyi kullanıyoruz.Yoksa bu dönemde 1950-1960 yılları arasında Türkiye’ye gelip Kırklareli’ne yerleşen 2.208’i kadın, 2.290’ı erkek olmak üzere toplam 4.498 kişiden oluşan 1.205 Yugoslavya göçmeni aile bulunmaktadır.
1950-1960 Yılları arasında Türkiye’ye gelen Boşnaklar’dan Kırklareli’ne gelenlerden 64’ü Trulya,14’ü Aksicim,20’si Evrencik,2’si Velika ,52i Hasboğa ,7’si İğneada’ya yerleşmiştir.Bunun haricinde Lüleburgaz ve diğer köylerde de yerleşen Boşnaklar vardır.
Kaynaklara göre Kırklareli’ye yerleşen Boşnaklar Sancak Bölgesi’nden Novipazar, Akova,Seniçe ve Yeni Varoş şehirlerinden gelmişlerdir.
Bugün çoğumuzun nüfus kağıtlarında nüfusa kayıtlı olduğu yer Kırklareli ya da Adapazarı yazar.Daha sonraki göç eden Boşnaklar çareyi hemşehrilerinin ve akrabalarını yanına gelmekte bulmuşlar.Daha sonra İstanbul ve diğer şehirlere dağılmışlardır.
Kırklareli’nde yaşayan Boşnakların temel geçim kaynaklarına baktığımızda Orman işleri önde gelmektedir.Bunun yanında mantar toplama,çiftçilik ve hayvancılık diğer geçim kaynakları arasındadır.Boşnak köylerinde küçükbaş hayvancılık ve büyükbaş hayvancılık vardır. Aksicim köyünde ise baraj yapıldığı için tarla kalmamıştır ve çiftçilik bitmiştir.
KIRKLARELİ‘NDE BOŞNAK KÜLTÜRÜ
Boşnaklar Demirköy ilçesinde Karacadağ,Dereköy,Velika(Balaban),Trulya(Hamdibeyköy) ve Maglavit(Gökyaka) köylerinde yaşar.Bugün hala Boşnakça’yı zayıf da olsa konuşur ve örf ve adetlerini sürdürürler.Tabi yıllar geçtikçe de Trakya kültürü etkisini arttırdığı için yerel düğünlerde Trakya etkisi görülür.
Yöre halkı geçimini ormancılık yaparak sürdürür.Evlilikler genelde Boşnaklar arasında yapılır.Bugün bu gelenek bozulmaya başlamıştır.Buradan göç eden Boşnaklar, iş olanakları yüzünden,başta İstanbul’da G.Osmanpaşa,Bayrampaşa,(Yıldırım’da Demirköylüler Kahvesi var),Lüleburgaz ve Çerkezköy’e yerleşmişlerdir..
40 yıllık zaman zarfında Kırklareli’ndeki Boşnak halk kültürünün çok şey kaybetmiştir.Mesela O dönemler hemen her evde gusle bulunduğu ve gusle eşliğinde uzun kahramanlık hikâyelerinin anlatıldığı dönemlerdir ve artık çok gerilerde kalmıştır. Şu an kısa hikâye bile hatırlayan ve bunları anlatmaya değer gören kişi sayısı çok azdır.
Yine de bu kadar olumsuzluklara rağmen eski Boşnak adetleri de devam ettirilmeye çalışılmaktadır.Mesela Bebek mevlidi de diyeceğimiz Babina adeti devam ettirilmektedir.Boşnaklar kırk uçurma merasimine Babina derler. 41. gün anneannenin evine gidilir. Anneanne bebeğe ve bebeğin anne babasına ayrı ayrı bohça hazırlar. Bohçada bebek için kıyafet, havlu, çorap, battaniye gibi ihtiyaçlar bulunur. Bebek için dualar okunur. Babina merasimine gelenler bebeğe hediye getirir.
Diğer bir adet ise Yürümeye başlayan çocuğa adım kolacı yapılır. Lokma yaparlar Boşnakça“kolaçiç” derlerdi.
Diğer bir ilginç adet ise Boşnak böreğini anneler kızlarına 12 yaşından itibaren öğretmeye başlamalarıdır. Anneler kızının elinin üzerine oklavayla hafifçe vurur. Anneden kızına geçsin, o sürdürsün börek yapmayı diye vurulur.
Boşnaklar’da yüzük kaynı âdeti vardır. Erkek tarafının sülalesinden evlenme çağında bir genç yüzük kaynı olur. Damadın kardeşi ya da en yakın arkadaşı da olabilir. Geline geceliğini, kıyafetini, yüzüğünü, terliğini hediye alır.
Boşnak düğünlerinde kına gecesi için şalvarlar dikiliyor. Dimiya dediğimiz Boşnak şalvar tarzı vardır. Onlar kına gecesinde oynarken tek tek gösteriliyor. Gelin kına gecesinde en azında 6-7 elbise değiştirir. Kaynanası ne kadar dimya yaptıysa hepsini tek tek giyiyor.
Boşnaklar’da gelin muhakkak köprüden geçer.Mendilini suya atar, dilek diler. Dilekleri su gibi çabuk olsun diye atılır. Mesela aynı köyden gelin aldılar, aşağıdan dereden geçiriyorlardı. Ondan sonra biraz orada çayırlarda oynuyorlardı. Sonra dönüyorlardı.
Düğünlerde Boşnak böreği meşhurdur. 30 sini yapılır. Çorba, tas kebabı ve kuru fasulye yapılır. Tatlı olarak en çok Boşnak tatlısı Hacımakule yapılır.Düğünde etli börek yapılır. Ondan başka tepside pilavlar, üzerinde etle beraber. Bizde Boşnakça Biryan derler kapama dedikleri. Bilhassa kuzu etiyle yapılırdı.
Kırklareli Boşnak yemek kültüründe Pita yani Boşnak böreği vardır.Lakin Vize yöresi ile Demirköy bölgesi Boşnakları’nın yaptıkları börekler farklıdır.Demirköy’dekiler düz hamurdan yaparken Vize yöresi kol böreği şeklinde yapmaktadır.
Bunun yanında Biryan,BoşnakMantısı,Rasol,Soka,Palaçinka,Masanitsa,Hacımakule,Boşnak kahvesi ve Boşnak Böreği mutfağın ileri gelenlerindendir.
Boşnakların halk oyunları genelde açık veya kapalı halka şeklinde kolo (halay, hora) formatında saatin tersi yönünde dönerek oynanır. Boşnak eğlencelerinde armonikalar eşliğinde Çaçak, Rijetko, Sarajevka, Ruzmarin, Vrti kolo, Moravac, Jusufe, Pajduşka, Zet kolo(damat), Uzicko, Şote gibi oyunlar oynanır.
Jusufe ve Sarajevka oyunlarının sadece Boşnaklara ait olduğu söylenir. Şote, Damat halayı ve Payduşka’yı Arnavutlar ve Makedonyalılar da oynar. Çaçak ve Moravac oyununun Sırplara ait olduğu düşünülür.Kırklareli Boşnak köylerinde oynanan oyunlar şunlardır: Payduşka, Damat oyunu, Çāçak ve Kasap.Boşnak köylerinde bu oyunları oynayan artık pek kalmamıştır. Gençler bu müzikleri ve oyunları bilmelerine rağmen Kırklareli civarındaki düğünlerde herkesin oynadığı genel geçer oyunları tercih etmektedirler. Sadece Balaban köyündeki düğünlerde bu geleneksel oyunlardan bir kısmı oynanmaya devam etmektedir.
KIRKLARELİLİ MEŞHUR BOŞNAKLAR
Boşnak Türküsü öykü kitabı yazarı, İsmail Gümüş Demirköy Boşnakları’ndandır.Menderes döneminde meclise Muharrem Gülnar adında Boşnak milletvekili göndermişler.Bayrampaşa Bosna Sancak Derneği kurucu ve onursal başkanı Zahit Gürdal Demirköy Boşnakları’ndandır.Balaban köyündeki gençlerden ikinci ligde, üçüncü ligde oynayan vardır. Turgutluspor’da Savaş Yıldız var. İstanbul’da vardı. Hayro var Hayrettin vardı Galatasaray’da. Boşnaklardan futbol oynayan çok vardır
Bölgede,Cekoviç,Crnocanin,Kurtagiç,Vruçan,Greskoviçani,Fazliç,Avdiç,Kurtovic,Ljajiç,İbroviçler,Eleskovicler-Dzekovicler-Ramiceviçler-Ruşoviçler,Korijeniç,Dzudzeviçler-Şabanovic,Zukorljiç,Fazliç-Azemoviç-İbrahimoviçler gibi sülaleler vardır.Bunun yanında köy olarak yaptığımız anlatılarda aşağıda diğer sülale isimlerini okuyacaksınız.
Birçok farklılıklarına rağmen Trakya Bölgesi’ne iskân edilen göçmenler aynı dine inanmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan ortak değerler etrafında birleşmişlerdir. Arnavutlar ve Boşnaklar gibi etnik kökeni ve dili farklı olan göçmenler dahi temelini İslam dininin oluşturduğu Türklük bilincini üst kimlik haline getirmiş ve onun çatısı altında toplanmışlardır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında din birliği kadar dil birliğine de önem verilmiş ve dil, toplumun kaynaşmasının en önemli aracı olarak görülmüştür.
Bu bağlamda bölgeye yerleşen göçmenlerin bir kısmının Türkçe konuşamıyor olması bölgeye adaptasyonları açısından bir sorun olarak görülmüştür. Bu sorunun muhacir çocukları arasında okullaşma oranının arttırılması, böylece bu çocukların evde ailelerine Türkçe öğretmesi ile çözülmesi planlanmıştır. Ancak göçmenlerin Türkçe öğrenmeye karşı direnç göstermedikleri gibi ilgi ve isteklerinin olması, çocuklarının, torunlarının Türkçe konuşmalarını desteklemeleri, muhacirlerin bölgeye adaptasyonlarını zorlaştıran bu durumunun daha kolay çözülmesi ile sonuçlanmıştır.
Bunların haricindeki bilgileri Aksicim,Balkaya,Trulya,Gökyaka ve Balaban köyleri anlatılırken aktardık.Oralara bakabilirsiniz.
BALABAN ( VELİKA ) KÖYÜ BOŞNAKLARI
Balaban ,Kırklareli İlinin Demirköy ilçesine bağlı bir köydür.Kırklareli’ne 83,Demirköy’e 9 Km.uzaklıktadır.Köy yarı Trakya karasal iklimi yarı Karadeniz iklimine sahiptir. 2024 sayımına göre 414 .120 haneden oluşmaktadır.

Köyün eski halki Rum kilisesinden ayrildigi icin Burgasin cesitli köylerine tasinmistir. Köyün adı 1877 kaynaklarında Bulgarca “Velika” dan gelir.Daha sonra ise ismi büyük anlamına gelen Balaban olmuştur.Köyde Trakya Karasal iklimi hakimdir.Yüksekliği 470 m’dir.Köyün ekonomisi genelde orman ürünleri tarım ve hayvancılığa dayalıdır.Son yıllarda büyük göç vermiştir.Tatlı su balığı meşhurdur.Köy, adını muhtemelen Balaban Avşarlarından almıştır.Köy Muhtarı NAZIM GÖRKEY’dir. Kırklareli’nin Yıldız Dağları Bölümünde bulunan orman köylerinden biridir. Kırklareli’nin Karadeniz sahilini oluşturan İğneada’ya yakındır. Köyde ilkokul vardır.
BOŞNAKLARIN KÖYE GÖÇÜ
Balaban köyünde daha önce Bulgarlar yaşamıştır. Fakat 1. dünya savaşından sonra 1915 ve 1917 yılları arasında Bulgarlar, köylerini terk ederek ülkelerine göç etmişlerdir. Balaban uzun bir dönem boş kalmıştır.
1923’te Yugoslavya’dan Kırklareli’ne trenlerle gelen Boşnaklar uzun bir süre kendilerine yerleşecek uygun bir köy bulmak amacıyla çevrede keşfe çıkmışlardır. 1925 ‘de Balaban’a ilk yerleşen Şemsi Yalınkaya, Hıfzı Yaşa ve aileleri Balabanı boş buldukları ve Yugoslavya ‘da yaşadıkları köyle benzerlikler gösterdiği için tercih etmişlerdir. Daha sonra bu kişilerin akrabaları ve yakınları da birbirleriyle haberleşerek köye yerleşmeye başlamışlardır. Köye aileler şeklinde gerçekleşen göçler 1957 ve 1968’de sürmüştür. Bu yıllarda Novipazar’daki Boşnakların, Balaban’daki akrabaları onlara bakabileceklerine dair Türk devletine müracaat etmektedir. Aynı zamanda göç edecek kişiler de devlete müracaat ederek kabul edilmeyi beklemişlerdir.İzin çıktığı takdirde de köydeki akraba yada tanıdıklarının yanına yerleşmişlerdir.Köyün daha önceki adı Bulgarca’da büyük anlamına gelen velika iken daha sonra Türkçe’de de aynı anlama gelen Balaban’a çevrilmiştir. Ancak hala köydeki ve çevredeki çoğu kişi Balaban’dan söz ederken Velika demeyi tercih etmekte.
Balaban, Hamdibey ve Gökyaka köyündeki Boşnaklar 1925 yılında gelmiştir. Yugoslavya döneminin sistemine alışamadıkları, toprak reformlarının onları gittikçe fakirleştirdiği ve yine Müslüman olarak kendilerini güvende hissetmedikleri için göç etmişlerdir.Buraya gelenler terk edilmiş ve ıssız bulmuşlar.Çünkü yöredeki Bulgarlar ,mübadele ile dönmemek üzere buraları terk etmişler.Sancak Bölgesinden gelenler oluşturur.Novipazar,Rezraviçe ve Tutin bu köye gelen Boşnakların geldiği şehirlerdir.1927 ve 1929 yıllarında da Bihaç ve Mohistir’den gelenler olmuştur.Köy bu şekilde kurulmuştur.
Evlerinden, sevdiklerinden, alışmış oldukları yaşam standartlarından kopan insanların içine düşmüş oldukları boşluğa, göç yolculuğundaki kayıpları ile ölüm acıları da eklenmiş, muhacirlerin bir kısmının yeni geldikleri ülkenin dilini bilmemelerinden kaynaklanan sıkıntıları yıllarca sürmüştür. Aynı dinden olmalarına rağmen, Boşnak muhacirlerin ana dillerinin Boşnakça olması gibi kültür farklılıkları ve göçün yarattığı güçlükler, öncelikle muhacir Boşnak ailelerde ve yerli unsurlarda bir şok yaratmıştır. Dil farklılığının varlığı ve muhacirlere toprak ve ev verilerek devlet tarafından kollandıkları kanaati, yerli halk tarafından muhacirlere yönelik ön yargıların ve belli bir süre dışlamanın oluşmasına sebep olmuştur. Daha sonraları, Kırklareli, Erzurum, Trabzon, Adapazarı gibi şehirlere yerleşen Boşnakların toplumsal açıdan bölgede yarattığı yenilikler ile yerli halkın tahayyülündeki muhacir imgesi farklılaşmış, bu da bütünleşmeyi sağlamıştır
Köye yerleşme ile ilgili iki Balabanlı Boşnak’ın anlatımına kulak verelim : “Bizimkiler 1925’te Yugoslavya’dan Kırklareli’ye gelmişler. Kırklareli o zamanlar boşmuş, birkaç gün oralarda dolaşmışlar. O zaman Atatürk böyle toplu göçleri Türkiye’nin her tarafına dağıtıyormuş. Oradan birisi demiş onlara, bakın boş evler var tutun girin o evler sizin olur, yalnız birbirinize gelip gitmeyin anlaşılmasın. Toplu halde yani olmaz. Bunlar da korkmuşlar. Valla biz gidelim bir yer bulalım kimse bizi bulamasın. Buraya gelmişler, köyü görmüşler, köyde kimse yok evler duruyor. Demişler biz buraya yerleşelim. Burada ot çok, orman çok. Bizim zaten geldiğimiz yer de orman köyü. 20-30 hane gelmişler. Hem burada kimse dağıtmaz bizi bir daha demişler. Bir yaz akşamı gelmişler, yukarıda papazın evi varmış, hepsi toplaşmış, o akşam orada konaklamışlar. Bu olay 1925 yılında Hıdrellez akşamı olmuş. Köyün eski ismi Velika. Bulgarların oturduğu zaman da ismi Velika’ymış herhalde. Bulgaristan’da da aynı isim var. Buradan giden Bulgarlar gittikleri yere de Velika demişler. Bir akşam papazın evinde kaldıktan sonra dağıtmışlar evleri, sen buraya sen oraya. Herkes yerleşmeye başlamış. Bir zaman sonra bunları dağıtmak istemişler. Raif isminde bir adam varmış, bütün orman onunmuş. Ormanda çalışırken bizimkileri sevmiş o adam. Eğer demiş bu insanlardan zarar gelirse ben sorumluyum, göndermeyin bu insanları demiş. Eğer bunları dağıtırsanız benim ormanı kim çalışacak demiş. Sonra göndermemişler.”
“Ben burada dünyaya gelmişim. Babam 1925’te gelmiş ben de 27’de doğmuşum. Biz Yugoslavya’dan gelme, Novipazar diyorlar. Biz bu köye gelene kadar bu köy on sene boş kalmış. Kimse buraya yerleşmemiş. Sonra bizimkiler burasını beğenmişler. Arazisi düz, suyu bol. Her tarafta nereye gidersen ormanda kaynaklar, 4 tarafta su var. Velika deresi var. Bütün araziler bu dereden sulanabiliyor”
KÖYDE BOŞNAK KÜLTÜRÜ

Köyde Boşnak örf ve adetleri devam ettirilmektedir.Boşnak misafirperverliği ve Pitası meşhurdur. Trakyadaki Boşnak düğünlerinde genelde Trakya ve roman havası görülürken Balaban Köyündehalen eski boşnak oyunları oynanmaktadır.Boşnak yemekleri başta Pita,Mantija,Soka olmak üzere yapılmaktadır.
2014 yılında köyde iftar verilmiş ve 600 kişi katılmıştır.
Boşnaklar’da futbolun sevdası büyüktür. Lig maçları yayını veren bir yer Demirköy ilçesinde yoktur ama Balaban köyünde vardır. Ücreti gençler kendi aralarında para toplayıp verirler. Bu sevda o ücreti kaldırır. Kahvenin köşesindeki kupalar belediyenin düzenlemiş olduğu turnuvalarla ilgilidir. Balaban köyünde genç nüfus da olduğu için üç takımla çıkarlar. Turnuva Haziran’dan sonra Ağustos ayı gibi düzenlenir. Bazen düzenlenmediği yıllar da olur. Balaban köyündeki gençlerden ikinci ligde, üçüncü ligde oynayan vardır. Turgutluspor’da Savaş Yıldız var. İstanbul’da vardı. Hayro var Hayrettin vardı Galatasaray’da. Boşnaklardan futbol oynayan çok vardır.
Günümüzde sadece Balaban köyünde uygulansa da Boşnak düğünlerinde kına gecesinde gelin beş, altı dimya değiştirir. Kaynanası kaç tane dimya diktirdiyse kına gecesinde onları sırayla giyer, davetlilere gösterir.
KÖYDE YAŞAYAN BOŞNAK SÜLALELER
Eleskovicler-Dzekovicler-Ramiceviçler-Ruşoviçler-Dzudzeviçler-Zukorljiçler,Fazliçler-Azemoviçler-İbrahimoviçler
Köy sakinlerinin temel geçim kaynağı ormancılık fakat bu köyde sadece ormancılar değil mimarlar,mühendisler,öğretmenler ,doktorlar ve din görevlileri de çıkmış.
Köyün en meşhur isimlerinden Hacı Elez’in küçük bir hidrosantral yapıp evinin elektriğini üretmesi köydeki en meşhur olay..ancak hacı hiç okula gitmemiş.. Köyde iş sorunu olduğundan dolayı göç yoğun şekilde Lüleburgaz,Çerkezköy ve İstanbul ‘a yapılmaktadır.
Köyde yakın zamana kadar Muyo,Halil ve Tale Licanin’in kahramanlıkları Gusle eşliğinde çalıp söylenirmiş..Köyde Boşnak adetleri devam ettiriliyor..Köyde Boşnakça konuşulmakta ve dil unutulmamaktadır.Köyün en çok sevilen ve yapılan yemeği Pita’dır.
Köye en çok yardım eden isim Bahri Sipahi. Köylüler onun için : “Allah onu korusun ve bizden esirgemesin” şeklinde bol bol dua ediyor.
BOŞNAK KÖYÜ BALKAYA

Balkaya köyü, Kırklareli ilinin Vize ilçesine bağlı bir köydür. Kırklareli iline 76 km, Vize ilçesine 21 km uzaklıktadır. Köyün iklimi, Trakya Karasal iklimi etki alanı içerisindedir.Balkaya Köyü, Balkaya ismini Kazandere çayı boyundaki 40 metre yüksekliğinde 150 metre uzunluğundaki ballı kayadan almıştır.
Köyün eski adı, 1909 yılı kayıtlarında Portes Kışlası olup, Yunancada “pórtes” sözcüğü “kapılar” anlamına gelmektedir. Köyün eski adı 1928 yılı kayıtlarında ise Apartos olarak geçmektedir
2026 Nüfusu 309‘dır.Yazın 1000 kişiyi bulur.Merkezden uzak, dağ köyleri olmaları sebebiyle kültürel dokusunu koruyabilmiştir. Sözü edilen yerleşim birimlerindeki öğeler halk bilimi alanı için kıymetli kültür hazineleridir. Ancak kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve büyük şehirlere göç gibi sebeplerle bu bölgedeki kültürel öğeler yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.
Kırklareli’nin Karadeniz kıyısında bir sahil beldesi olan Kıyıköy’e 14 km uzaklıktadır.Roma imparatoru Teodor 395 yılında Roma İmparatorluğu’nu ikiye böldüğünde Doğu Trakya oğlu Arkadius’a düşmüs. Arkadius Vize ve köylerinin kurulmasında etkin bir rol oynamış ,Tarihçi Herodot’a göre Vize “Vizya” ismini alırken Balkaya “Apırtos” ismini almış. Halen köyün çevresinde tarihi önemini koruyan mağaralar vardır. 5 – 10 m² alanlı içten birbirine geçen , taştan oyulmuş kemer kapılı mağaranın en yüksek yerlerinde kabartma haç işareti ve çeşitli şekiller vardır. Son kazılarda büyük mağaranın ortasında , taştan oyulmuş sandık biçiminde bir mezar çıktı. Bu mezar Romalılardan kalmadır.Balkaya Köyün ekonomik olarak geliri; küçük baş hayvancılık,arıcılık ve tarımdır, buğday, arpa, fiğ ve fasulye yetiştirilir.
BOŞNAKLARIN KÖYE YERLEŞMESİ
Balkaya ve Aksicim köyündeki Boşnaklar 1912 yılında Balkan Savaşları devam ettiği sırada gelmiştir. Onların öncelikli geliş sebebi can güvenliğidir. Sırplar o dönemde de sivil halkı çeşitli işkenceler yaparak öldürmüştür.İnsanların can güvenliğini korumak için ve savaşlar göç sebeplerindendir.
Eski köy konağının yerinde daha önceleri kilise olduğu anlatılmaktadır. Köyün bazı kesimlerinde zaman zaman insan kemiklerine rastlanmaktadır. Kurtuluş Savaşı dönemine kadar köyün yerli halkı Rum’lar iken,I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı’lar Avrupa’da önemli topraklarını kaybedince 1913-1921 yılları arasında Yugoslavya’nın Bosna eyaletinden göçeden Müslüman Boşnaklar Rumlardan boşalan evlere yerleşmiş ve kalan arazilerini işlemişlerdir.Bir başka kaynakta ise Balkayanın tamamının Bulgar köyü olduğu anlatılır.( Ayşegül İnginar Kemaloğlu, Trakya Bölgesi’ne İskân Edilen Göçmenler (1923- 1960), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2022, s. 53-55)
Vize ilçesinin köylerine gelen Boşnaklar 1912 yılında Balkan Savaşları’nın devam ettiği bir zamanda geldikleri için Rumlarla karşılaşmışlardır. Rumların onları birbirine bağladığı ve yakmaya niyetlendiği bir anda bir emir sayesinde kurtulmuşlardır. Rumlar göç ettikten sonra da Balkaya ve Aksicim köylerine yerleşmişlerdir, ormanda çalışmaya başlamışlardır.
Bir kısım Balkayalı Boşnakların dedesi Çanakkale üzerinden bir kısmı uzun süre İstanbul’da Sirkeci ve Eminönü tarafında kaldıktan sonra yaya ve trenle gelenler olmuş.Bir kısmı da Kırklareli’nde.Kırklareli’nden Göç Eden Rum ve Bulgar Nüfus ile Yerlerine İskân Edilen Muhacirlerin Sayısı (Ahmet Efiloğlu, Osmanlı Rumları Göç ve Tehcir 1912-1918,kitabında Vize’ye 5790 muhacirin yerleştirildiği yazar.Bu da demek ki bu dönemde Boşnaklar’ın bu dönemde de iskanının olduğunu gösterir.
Balkaya köyüne yerleşim ile ilgili sözlü örnekleri verelim şimdi..“1912’de Yugoslavya’dan gelmişler, burada orman çok diye buraya yerleşmişler. Hatta amcam önce Edirne’ye gelmiş. Hanımı demiş kalalım Edirne’de, Yunan kaçmış bütün binalar boş, geç yerleş istediğin yere. Yok demiş olmaz burada Yunan, Bulgar yakın olmaz demiş. Kaçmışlar, gelmişler buraya. Buraya geldikten sonra Yunanlılar göç ederken babamı, bir de Bekir Ağayı almışlar Edirne’ye kadar götürmüşler, babam onların eşyasını götürsünmüş. Orda bir kaymakam varmış. Siz geldiğiniz yoldan geri dönerseniz bunlar sizi yolda keser demiş. Kaymakam demiş ben sizi buradan Çerkezköy’e göndereyim.
Çerkezköy’e gittikten sonra oradan Vize’ye gitmişler, sonra buraya gelip yerleşmişler. Çünkü buradan devamlı akın Yunana doğruymuş. 15’ten sonra Manika’da şurada Manika var Saray’ın Manikası. Oraya kapatmışlar herkesi camiye, yakacaklarmış. Türkleri yakacaklarmış. Bunlara – Atatürk geliyor- demişler. Artık herkes kaçan kaçana. Yani orda işkence görünce Yunanlılardan Bulgarlar’dan Vize’ye gelmişler. Ondan sonra Hasbuğa köyüne gitmişler orada da pek geçinememişler. Bu sefer devlet demiş sizi Anadolu’ya gönderelim. Onlar bakmışlar burayı sevmişler, gitmek istememişler. Buranın eski ismi Afurtos’tu, sonra devlet Balkaya ismini verdi. Eskiden Rum köyüymüş burası. Mezarlık vardı ama bizimkiler geldiğinde kimse yokmuş, hepsi gitmiş. Hatta buraya yakın Boşnak köyü var Aksicim, orada eskiden Yunanın karakolu varmış.”
“1912’de Balkan Harbi sürdüğü esnada bizimkiler oradan uzaklaşıyorlar. Bosna vilayetinden Kırklareli vilayetine gelmişler. Buraya yerleşiyorlar bir daha dönmüyorlar. Tabii Balkan Harbi’nin zulmünden kaçmak için gelenler çoluk çocuk. Aklı başında gelen insan çok azdır. Balkan Savaşı’ndan sonra gelenler de bir kısmı Çanakkale’ye gidiyor. Oradayken Balkan Harbi sırasında birkaç defa yer değiştirmişler. Mesela bir köyde yaşıyorlar, Sırplar geliyor, oraları işgal edecek hemen yer değiştiriyorlar, uzaklaşıyorlar. Ondan sonra Balkan Harbi alabildiğine gidince İstanbul’a geliyorlar. Sirkeci’nin orada Eminönü’nde birkaç hafta kalıyorlar sonra demiryoluyla, bir kısmı da yaya olarak bu tarafa gelmişler. Benim dedem çocuk gelmiş, askerliğini burada yapmış. Babaannem anlatıyordu Kurtuluş Savaşı esnasında Manika camisine kapatmışlar çoluk çocuğu yakmak istemişler. Bir iki gün orada tutsak ediyorlar. Yunanlılar Bulgar’la onlara nasıl eziyet ettiklerini canlı anlatıyordu. Bu arada Mustafa Kemal’in süvarileri geliyor, kurtarıyor onları.
KÖYDE BOŞNAK ADETLERİ
Köy tipik Boşnak köyü olduğu için Boşnak adetleri yaşatılmaktadır.Mesela Boşnak düğünlerinde kına gecesi için şalvarlar dikiliyor. Dimiya dediğimiz Boşnak şalvar tarzı vardır. Onlar kına gecesinde oynarken tek tek gösteriliyor. Gelin kına gecesinde en azında 6-7 elbise değiştirir. Kaynanası ne kadar dimya yaptıysa hepsini tek tek giyer .Boşnaklarda gelin muhakkak köprüden geçer.Mendilini suya atar, dilek diler. Dilekleri su gibi çabuk olsun diye atılır.Eskiden alaya mandalarla, öküzlerle gidilirmiş çünkü o dönemde araba yokmuş Manda arabasına bir şeyler asıyorlar süslüyorlarmış. O gelin arabası oluyormuş. Ondan sonra millet böyle konvoy halinde köyü dolaşır sonra buraya gelirmiş.
Bekâr kız gelin olduğu zaman saçını biraz kıyırtırlarmış.Sebebi de gelin olduğu belli olsun diye. Boşnakça solife denen bu kıvırtmaya Türkçede zülüf denirdi.Balkaya’da eskiden her düğün sonunda pehlivanlar kıran kırana güreşirmiş. Düğün sahibi koç koyar ve kazanan koçu alırmış .At yarışları olur, yaya koşusu olur. İlla ki hepsinin birincisine birer hediye verilirmiş. Yaya koşusunda birinciye gömlek verilirmiş. O zaman gömlek çok kıymetliydi. İkinciye havlu verilirdi. At yarışlarında birinciye para verilirdi, atına da biraz arpa verilirdi.
Eskiden düğünler okul avlusunda yapılırmış. Şimdi Vize’de düğün salonlarında yapılmaktadır.
Balkaya’da Eskiden cuma günü öğleden sonra düğün başlar,pazartesi sabahı biterdi.Cuma günü öğleden sonra çalgılar başlardı. Davul zurna gece gündüz bitmezdi. Çalgılar pazartesi sabahı damadı kaldırır ondan sonra düğün bitermiş.
Gelen misafirlere 3 gün boyunca yemek verilirmiş.Düğün yemeği ekseri kuru fasulye ve et olurmuş. Dana eti ve keçi etine burma derler. Keçilerin kısırlaştırılmış olan erkeklerine burma ismi verilir. Burma kesiliyormuş Birkaç tane kesilmek zorunda kalınırmış. Çünkü düğün üç gün sürüyor kolay değil. Eskiden daha masraflıymış.
Balkaya köyü genel itibarıyla muhafazakar bir Boşnak köyüdür.Dini vecibelerini yerine getirmeye çalışırlar.Bir Balkayalı’nın anlatımıyla “Ramazanda köyün %90’ı oruç tutar. Sadece hastalar ve çok küçük çocuklar tutmaz. Kahvehaneler kapalıdır. Bir yabancı da gelse burada sigara içemez.Şimdi alışkanlık haline getirdik.Gizli yemektense tutmak daha kolay. Bizde Ramazanda içki içecek adam çıkmaz, normalde de azdır zaten”
Balkaya Boşnakları bayram adetlerini de devam ettirirler.Bayram yemekleri beraber yenir ve bayramlaşılır.Bayram yemeğinde muhakkak Boşnak Böreği yapılırdı.
Balkaya Boşnakları kişilerin isimlerini değiştirip söylemeden duramazlar. Salih’e Salko, Ramazan’a Rāmo, Apti’ye Abidiye, Süleyman’a Sǖlo, Kemal Kemo, Mehmet’e Memo, Yusuf’a Yūso, İbrahim İbro diye seslenilir. Kadın isimlerinde Emine Emina, Necmiye Neco, Hatice Hatica, Zeynep Zeyno, Fatma Fāda, Meryem Meyrem, Türkan Türka olur.
Görüldüğü gibi Balkayalı Boşnaklar örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlıdır.Bunu devam ettirmek için Balkaya Bosna Sancak Derneğini kurmuşlardır.Yalnız bu derneğin diğer Boşnak derneklerinden farkı dernek merkezinin köy değil İstanbul Yıldırım Mahallesinde olmasıdır zira Balkayalıların çoğu Yıldırım’da yaşar.
KÖYDE YAŞAYAN BAZI BOŞNAK SÜLALELERİ
Murgiç,Efendiç,Şito,Şatara,Keşiç,Lukovaç,Baraç,Kulaçini ve Pazarac
Gökyaka ( Maglavit Köyü ) Boşnakları

Gökyaka, Kırklareli ilinin Demirköy ilçesine bağlı bir köydür.Kırklareli iline 99 km, Demirköy ilçesine 19 km uzaklıktadır. Dupnisa Mağarası’na 5 km uzaklıktadır. Nüfusu 2024 sayımına göre 70’dir. Eskiden Bulgarların yaşadığı bir yerdir. Eski ismi “sisli yer” anlamına gelen Maglevit’tir.Köyün eski adı 1900 yılı kayıtlarında Yunanca kökenli Manklavítis, 1910 yılı kayıtlarında Maglaik, 1928 kayıtlarında ise Mağlavit olarak geçmektedir.
Gökyaka köyündeki Boşnaklar 1925 -1926 yılında gelmiştir. Yugoslavya döneminin sistemine alışamadıkları, toprak reformlarının onları gittikçe fakirleştirdiği ve yine Müslüman olarak kendilerini güvende hissetmedikleri için göç etmişlerdir.Köyün tamamı Boşnak’tır.Çok yabani hayvan varmış. İlk gelenler “Buradan geçiniriz ” demişler yabani hayvanları görünce yerleşmişler. Önce Üsküp’e gelmişler. Sonra Gökyaka’ya kurulmuşlar. Av hayvanı çokmuş. Hala öyle fakat avcılık yapılmıyor.
Gökyaka köyüne 1925 yılında Novipazar’dan gelmişlerdir. 2 ayrı köken, yedişer haneden 14 hane olarak gelmişler. Büyükbüceler ve Özkullar olarak. Bunlar Yenipazar’ın Çepnel köyü ve Yenipazar’ın Dolan köyünden gelmişlerdir. Geldiklerinde Bulgar’dan kalan evler varmış.
Aşağı yukarı 80 hanelik bir köymüş burası. Buraya gelen Boşnaklar’dan bazılarını Elazığ’a sürgün etmek istemişler. Bayağı bir kişiyi oraya göndermişlerdir. Tandıkları ve ahbapları olanlar burada bıraktırılmışlar. Köyün gençleri kaçtı çalışmak için Çorlu,Çerkezköy, Kapaklı ve Kırklareli’ne gitmişlerdir.Köye ilk gelen Boşnaklar; Rumlardan ve Bulgarlar’dan kalan evlere yerleşmişlerdir. Bu evler iki katlı olup alt kat taş duvar, üst kat ise ya kerpiçten ya da ahşaptan yapılmıştır. Bu köylerde eskiden yaşayan Rumlar ticaretle uğraştığı için alt katları dükkân olarak kullanmışlar, üstte kendileri oturmuşlardır. Bulgarlar ise evlerinin alt katlarını ahır olarak kullanmış, sıcak olması için üst katta kendileri oturmuşlardır. Boşnakların yerleştiği bu evler zamanla eskiyince 1960’larda Boşnaklar yeni evler yapmaya başlamışlardır. Yaptıkları evlerin de alt katı bir yere kadar kalın taş duvardan oluşmuştur. Bir yerden sonrası Çingene tuğlası, çift tuğlayla örülmüştür. Kirişlerde meşe ağacının özünü (Meşe ağacı uzun yıllar yaşayıp ömrü bitince kendiliğinden ayaktayken yere düşer, ağacın etrafı çürür, çürüye çürüye ağacın özü kalır. İçerdeki o özü kaldı mı o bir daha hiç çürümez, betondan bile serttir.) kullanılmıştır. Üst kat ahşaptır, tavanlar da ahşap tavandır. Fakat günümüzde, son yirmi yılda yapılan evlerin hepsi betonarmedir. İki katlı ev yapma alışkanlığı değişmiş, tek kat ya da üç dört katlı binalar da yapılmıştır.
Gökyaka Köyüne Boşnak yerleşimi ile ilgili anlatılanlardan bazılarını aşağıya koyalım şimdi:

“Gökyaka köyüne 1925 yılında Novipazar’dan gelmişler. 2 ayrı köken, yedişer haneden 14 hane olarak gelmişler. Büyükbüceler ve Özkullar olarak.Bizimkiler Yenipazar’ın Çepnel köyünden gelmiş. Ötekiler yine Yenipazar’ın Dolan köyünden gelmişler. Orası da böyle ormanlık, dağlıkmış. Orada bir bozgunluk olmuş. Onlar da Türkiye’ye kaçmışlar. Edirne’de bir zaman kalmışlar ama dil yönünden barınamamışlar.Çünkü bizimkiler Boşnak dilinden başka dil bilmiyor. Kırklareli’nin beri tarafında Üsküp var, orada birkaç zaman kalıyorlar. Orada da orman yok, odun yok diye çile çekmişler. Burasını duymuşlar, bu köyde Bulgarlar yaşıyormuş. Onlar da Bulgaristan’a kaçmış, boş kalmış bu köy. Bulgarlar zamanındaki ismi Mağlevit. Boşnakça Maglovit sisli demek. Şimdi ise Gökyaka. Geldiklerinde Bulgar’dan kalan evler varmış. Aşağı yukarı 80 hanelik bir köymüş burası. Buraya gelince bizimkileri Elazığ’a sürgün etmek istemişler. Bayağı bir kişiyi oraya göndermişler. Bizimkiler ahbapları sayesinde burada bıraktırılmışlar. Burada şimdiki nüfus 70 kişi. Gençler kaçtı buradan. Çerkezköy, Kapaklı ve Kırklareli’ne gittiler.”
KÖYDE BOŞNAK ADETLERİ
Köyde Boşnak adetleri devam ettirilmektedir. Boşnak böreği,Biryan,Boşnak Mantısı ,Rasol,Soka ,Masenitsa Hacı Makule Tatlısı,Boşnak Kahvesi gibi yiyecek kültürü devam etmektedir. Boşnak kahvesini de anmadan geçmeyelim çünkü vazgeçilmezler arasındadır. Yemek kültürünün dışında var olan Boşnak adetleri giderek terk edilmeye başlanmıştır.

Boşnakçanın da kullanımı azalmıştır. Boşnak düğünlerinde payduşka, çaçak gibi Boşnak oyunları oynanırken günümüzde Kırklareli genelinde olduğu gibi Roman havaları eşliğinde oyunlar oynanmaktadır. Bir başka örnek, eskiden kına gecelerinde gelinler en az 5-6 tane kıyafet değiştirirken, rengârenk dimyalar giyerken günümüzde ise bindallı ile geçiştirilmektedir.Diğer taraftan Boşnaklara has özelliklerden devam edenler de vardır. Yüzük kaynı denilen kavram ve onun taşıdığı roller devam eden geleneklerdendir. Yine Boşnaklara özgü bir tür olan, içinde muhteşem doğa tasvirleri ve Türkçe kelimeleri de bulunduran Boşnakça sevda türküleri demek olan sevdalinka söyleme geleneği de devam etmektedir.
Köyün başlıca geçim kaynağı ormancılıktır. Ormanda kayın, meşe,gürgen, palamut, kavak, kızılağaç bulunur. Daha çok meşe ve kayın ağacı kesilir.
Kayın ağacı parlak olur, Rezve deresinin civarı kayın ağaçlarıyla kaplıdır. Yaşlılar hariç bütün erkekler ormanda çalışır. Orman devlete aittir, köylülere sadece nüfus başı yakacak odun verilmektedir. Belli bölgelerdeki ağaçları kesme hakkı makta olarak verilir, maktaları satma yoktur. İşletme, ormanda kantar olmadığı için milletin hakkını sterle öder. Mesela 1 ster odun 500 kilo gelir. Tomruğu bir metre olması gerekir. Tomruğunu kuturunla ölçer. Tomruk odunun kalınlığıdır, işletmede kompasla ölçülür. Mesela 40 a 3 denir. 40 kutur kalınlığında 3 metre uzunluğunda demektir. Öyle hesap edilir, metre olarak milletin parası ödenir. Köyün evlerinde kömür yakılmaz. Kayın ve meşe odunu yakılır, kütükler iki saat yanar.
İkinci geçim kaynağı mantardır. Ormanın içinden Bolet mantarı toplarlar.Boşnak köylerinde eskiden buğday, mısır, yulaf, çavdar, fasulye ve patates ekilirmiş. Şimdi mantar toplayıp satmak daha kârlı bir iş olduğu için çiftçilik bırakılmıştır.
Boşnak köylerinde küçükbaş hayvancılık ve büyükbaş hayvancılık vardır. Bir iki senedir koyunculuk iyi gitmektedir. Köylerde 200-300 koyun vardır, çobanlar gütmektedir. Büyükbaş hayvanlar ise ormanda serbest gezerler. Akşamları bazıları eve gelir, çoğu ormanda kalır. Yerli hayvan olduğu için süt fazla olmaz, buzağılar da anneleriyle birlikte gittiği için o sütü onlar içer.
TRULYA ( HAMDİBEY KÖY ) BOŞNAKLARI

Trulya güzel kız anlamındadır.Günümüzdeki ismi Hamdibey Köyü’dür.Kırklareli’ne 79 ,Demirköy’e 5 km mesafede bir köydür.Köy 115 hanedir.115 hanelik köyde, 7 ev, 2 çeşme, köy muhtarlık binası, taş duvar ve bahçe çit düzenlemesi, 3 bin metrekare granit yol ve meydan taş döşemesi ve peyzaj çalışmaları gerçekleştirilmiş modern bir köy vardır.
2024 yılı nufusu 1547’dir.Köyün eski adı 1877 yılı kayıtlarında Yunanca kökenli Trulia, 1928 yılı kayıtlarında ise Turulya olarak geçmektedir.Bu dönemde dini, sosyal ve ekonomik açıdan çok önemli bir merkez olduğu şüphe götürmez olan Trulya’nın 1000 civarında haneye ev sahipliği yapmış olabileceği düşünülüyor. Bu hane halkı düşünüldüğünde küçükçe bir kasabanın nüfusuna denk düşüyor.
Geçimlerini ormancılık ve hayvancılık ile sağlıyor. Tarih ve gelenekleri oldukça ilginç. Özellikle Yunanistan ve Bulgaristan’dan çok ziyaret var. Yabancı ülkelerden de turlar düzenleniyor,Rumlardan kalma tarihi de çok eskiye dayanan bir köy.Mübadele dönemi yaşlılarının günümüze aktardıkları ve bir kısım kalıntılarına yüzey araştırmalarıyla rastlanabilen bilgiler ışığında; Trulya’da o dönemde bir kilise, iki manastır, iki su değirmeni bulunduğunu anlıyoruz.Günümüze ancak küçük bir kısmı ulaşabilmiş iki katlı taş ve ahşapın birlikte kullanıldığı evlerin mimarisi ise bize yörenin sosyal ve ekonomik gelişmişliği hakkında ipuçları veriyor. Evlerin alt katları ticarethane, çeşitli meslek kollarının işlerini yürütebilecekleri esnaf dükkanları, ticari değeri olan ürünleri muhafaza etmeye yarayan depo yapıları olarak kullanılmış.Hamdibey Köyü hakkında bilebildiklerimiz ise 19.yy’dan 1924 Büyük Mübadele’sine değin burada çoğunluğu Rum ve bir kısım da Bulgar nüfusun görkemli bir yerleşime imza attıkları yönünde.
Köyün geçim kaynakları ormancılık ve hayvancılıktır.Köyde Rumlar’dan kalan evler hala durmaktadır
Köye gelenlerin en çok dikkatini çeken şeylerden birisi geçtiğimiz yıllarda yazılı ve görsel basına da malzeme olan, eski Rum evlerinin duvarlarındaki yazılar oluyor. Özellikle köyü ziyaret eden Yunanlı mübadillerin torunları gülümseyerek okumuşlar duvardaki yazıları. Yunanlılar’ın gülümseten bir geleneğinin izdüşümleri zamanın ötesinden tüm gelenleri bir parça burarken, bir parça da gülümsetmeye yetivermiş.Trulya esnafı işyerlerinin dış cephe duvarlarını muhasebe defteri gibi kullanarak, köyde yaşayanlara nükteli bir şekilde harcını borcunu anımsatmak yolunu seçmiş. Bu yazıların bir kısmı günümüze kadar ulaşmış durumda. Neler yok ki içlerinde ?

Bakkal Mihalis Efendi’nin duvarı gelenlere zamanın ötesinden sesleniyor :
“Niko canın çıkmasın, süt yine eksik.”“Vasiliki bir çeki un aldı, çeyreğini ödedi.”“Marika dört kilo pirzola aldı ama parasını getirmedi.”“Mihalis’in evi, Bay Nikola İ. Yannaku usta sayesinde, Pazar günü 29 Haziran 1891’de tamam oldu”.

Çoğunluğu Boşnak göçmenlerden yöre insanının “Küçük Paris” diye övdüğü Hamdibey’in ikinci defa çökercesine sendelemesi, Rumeli insanının boynuna muska gibi asılmış, nereye gitseler peşlerini bırakmayan kem talihleri “göç” sebebiyle olur. 80’li yılların sonundan itibaren Çerkezköy-Çorlu-Lüleburgaz gibi Trakya’nın iç kesimlerinde mantar gibi biten organize sanayi bölgeleri gençlere topraklarını bir daha bırakıp gelmelerini fısıldar. Neredeyse bir-iki kuşak Trakya’nın bu bölgesine ve dahi İstanbul’a akmaya başlar. Köy nisbeten orta yaş ve üzerindekilere kalacaktır. olabileceği çok aşikar olan Hamdibey Köyü’nün mübadele turizminin bir parçası olmaması düşünülebilir mi ? Tüm bu hayalleri gerçeğe dönüştürebilmenin ve yeni bir kırsal kalkınma modelini geçim sıkıntısı yaşayan köylüye sunmanın gayetindeki Hamdibey’de bu konudaki çalışmalar ivme kazanmış vaziyette. Yörede sayıları çok azalan Rum evlerinin aslına olabildiğince yakın restorasyonu, turim adına farkındalık yaratacak düzenlemeler yapılabilinmesi için üniversitelerin ilgili bölümlerinden yardımlar alınmaya başlandığı haberleri peşpeşe geliyor. İleriki senelerde Hamdibey üzerindeki ölü toprağından silkelenmiş, tazelenmiş bir çehreyle karşımıza çıkacak görünüyor.

BOŞNAKLARIN KÖYE YERLEŞMESİ
9 Ağustos 1923 tarihli belgede Trulya köyüne 62 erkek ve 55 kadın olmak üzere 117 Boşnakın yerleştirildiği kayıtlarda geçer. Bunların da bugunkü Sancak Bölgesinin Novipazar şehrinden getirildiği yazar.1924 tarihinde Türkiye-Yunanistan mübadele antlaşması sonrası Rumlar köyü terk eder.1924 yılında ilk olarak Arnavutluk Rakka kasabası civarından 8-10 aile bu yöreye yerleştirilmiş. Nazif KARAÇAM’ın derlediği bilgiler ışığında bu ilk yerleşenleri köyün de ilk muhtarı olan Rızvan Yabaş ve akrabaları olduğunu; ertesi sene ise ( 1925 ) Sırbistan Sancak bölgesi Senica kasabasının Kladnica köyünden Türkiye’ye göç eden İbroviçler, Praşeviçler, Şabanoviçler, Kurtoviçler, Suliçler, Tariçler, Hamziçler, Lumiçler, Topiçler ve diğerleri yine Senica kasabasının Duga Polyanın’dan Vruycaninler, Kiçaralar ve Zitniçe köyünden Bogutçaninler’in iskan edildiği bilgisine ulaşıyoruz.Böylece köy 200 haneye ulaşır.
Günümüzde ise ;
Kurtovicler,Kurtanovicler,Praşevicler,İbrovicler,Suljiçler,Zukanoviçler,ŞabanoviÇler,Kiçarala r,Prenkoviçler,Prastevaçlar ,Boguçanin ve Çustevaçlar yasamaktadir
“Buraya gelme hikayesinde ise yaşlılarımıza nereye yerleşmek istedikleri sorulur..Burayı görüp beğeniyorlar ( Muhtar Turan Üstünel )” Aynı yıl Romanya Tutrakan Kasabasından Süleyman Çotuk ve ailesi ardından Bulgaristan’dan İbrahim Delioğlu ailesi yöreye yerleştirilerek köyün bugünkü demografik yapısı tamamlanmış olur. Böylece Trulyanın hane sayısı yaklaşık 200 haneye ulaşır. Bu yeni sakinler başta ormancılık,odun kömürü, tarım, hayvancılık ile geçimini temin eder. Yetiştirilen her ürün organiktir.Çünkü köyün toprağı ilaçlanan toprak değil,doğaldır.1960’lı yıllarda Türkiyede’ki sanayi gelişimi,ekonomik nedenler, eğitim ve sağlık ihtiyaçları bölgede karşılanamamasından ötürü halkının yarısı başta istanbul olmak üzere, Kırklareli, Lüleburgaz, Çorlu ve Çerkezköye göç eder. 60’ların sonuna doğru çevredeki diğer köylerin olduğu gibi Trulya’nında ismi Hamdibey olarak değiştirilir.
Trulya’ya boşnak yerleşimi ile ilgili diğer anlatacaklarımız ise Kırklareli Boşnak Halk Kültürü isimli çalışmadan olsun ..Başlıyoruz :
“Benim babam Yugoslavya’dan Senitsa’dan gelme. Şimdi bölündü tabii, Bosna-Hersek’te mi kalıyor bilmiyorum. O zaman göç isteğe bağlı. Babamlar Türkiye’ye istek üzerine geldiler, zorunlulukla falan gelmediler. Devlet buraya yerleştirmiş. Hangi evi istiyorsan girip yerleşiyorsun. Burada çok evler varmış Rumlardan kalma. Bizim evimiz de Rumlardan kalma, tabii tamir yapıldı. Rum evleri hep ikişer katlı hem de çift daire gibi. İlk zamanlar buraya gelenler anlatıyorlardı. Evden eve geçiş yapılabiliyormuş, o kadar sıkmış evler. Evler yakın yakınaymış. Mesela bu yol boyundakiler hep dükkânlar imiş.”
“Osmanlı zamanında Hamdi Bey adında burada bir kaymakam vardı. Demirköy’de kaymakam olarak iyi bir mücadele ediyor. Sonra milli kuvayiye girmiş, ondan sonra öldürülmüş. Burası Rum köyü olunca eski isim Turulye, yeni ismi Hamdibey. Sonra mübadele yapmışlar, 1925’te bizimkiler geliyor. Onlar gidiyor buradan anlaşmalı yani. Bizim buraya 150 hane geliyor ama kimisi sevmiyor gidiyor.
Rumlar burada 950 haneymiş. Her evin altında dükkânlar varmış. Rumlar yaşadığı zaman denizden gemilerle malzeme geliyormuş sonra buradan at arabalarınla Kırklareli’ye aktarılıyormuş. Yakın buradan Kırklareli’ye malı sevk ediyorlar. Bizimkiler Yugoslavya’nın soğuk yerinden, Erzurum nasıl soğuk. Bizimkiler Yugoslavya’dan Sırbistan’ın Sancak’tan gelmişler. Buraya devlet tarafından, Atatürk zamanında yerleştirilmişler. Ondan sonra burada bir Haydar Doğu var kömürcülük yapıyor. Rumlar bile ona çalışıyorlarmış kömürcü olarak. Ormanda Demirköy’ün sorumlusu oymuş. Ondan sonra bu bizimkiler ormandan anlayınca Atatürk’e demiş burada bırak onları. Yoksa bizimkileri hep Anadolu’ya sevk etmek istemişler, karışsın millet diye. 950 hane olan yerde burada bu caminin olduğu yerde yepyeni bir kilise varmış. Askerler o zaman yıkıyor. Biz hatırlamıyoruz ihtiyarların anlattığına göre. Ondan sonra Yunanlılar bir daha gelmesin diye. Orada ufacık bir yerde kazı bile yapıldı, define arandı. Onlar buradan arabalarıyla, mallarıyla gitmişler. Anlaşmalı, devlet para vermiş onları buradan Edirne’ye kadar götürüyorlar. O zaman çetecilik varmış.”
“1928’de geldik Yugoslavya’dan orası gâvur memleket tabii. O zaman Türkiye’de göçmen yoktu. Yugoslavya’dan göçmen çekti, Bulgar’dan göçmen çekti, Yunandan göçmen çekti. Bizim soy ismi Yugoslavya’da Süleymanoğlu. Mesela buraya çok kalabalık sülale gelmiş. Ondan sonra o sülaleyi ikiye bölmüşler. Ona o soy ismi vermişler ötekine başka soy ismi. Bak biz dört kardeştik burada hepsinin soy ismi değişik. Arazi işi yüzünden değiştirmişler soyadını. Mesela Üstünellerin devam ederse soy ad devlet o zaman karşıymış o kadar arazi bir sülalenin elinde.
“Esas benim babamın tarafı Konya’nın Ereğli kazasından Yugoslavya’ya yerleşmiş Osmanlı zamanında. Yugoslavya Yenipazar’dan gelmişler. Bizim Yenipazar’a o zamana kadar gâvur ayağını basmamış. Onlar da vurmuşlar, vurulmuşlar. Babamın bir amcası orda vuruldu. Onlar Yenipazar’a gâvur sokmamışlar Senitsa bizim kazamız. Yugoslavya’dan buraya deniz yoluyla gelmişler Tekirdağ’a. Devlet göstermiş burayı, o zaman mecbur. Bak bizim göçmen Kars’ta vardı, Elazığ’da var, Şırnak’ta vardı. Her tarafa dağıttı Osmanlı, o zaman memleket boş. Nüfusa göre arazi verdiler. Babama verilen arazi 70 dönüm var. Herhalde o zaman kişi başına onar dönüm yer verdiler. Boş arazileri de bizimkilerden bazıları sahiplenmiş.”
“Ben burada doğdum, babam da burada doğmuş. 1925’te gelmiş bizimkiler Cumhuriyet yeni kurulduğunda. 1930’da babam dünyaya gelmiş. Şu an 85 yaşında, sağ. Köy Sırbistan’ın Sancak bölgesinden göç alıyor buraya. Geçici iskâna tâbi tutuyorlar. Aslında gideceğimiz yer Elazığ’mış. Buradan bir grup gidiyor, telef oluyor yollarda. Burada kaldıktan sonra Haydar Doğu diye bir ağa varmış, Kurtuluş Savaşı’nda Türk çetelere çok yardımcı olmuş. Atatürk de ona teşekkür mahiyetinde Demirköy ormanlarını veriyor. O da Atatürk Alpullu’ya fabrikayı açmaya geldiğinde ona rica ediyor. Buradaki Boşnakları bana bırak diyor. Adamlar Türkçe bilmiyor, para istemeyi bilmiyor. Ver kırbacı çalıştır hesabı kömür işine, odun taşımaya. İş az, herkes iş arıyor. Onların da işine gelmiş zaten. Sormuşlar nereye gitmek istersiniz? Bizimkiler kayın ormanlarının olduğu yeri isteriz demişler. Kayın suyu içmek istemişler. Kayın suyu tatlı oluyor, kaynak suyu.”
“İlk 1924’te geliyorlar Sırbistan’dan. Sonra 1933’lerde geliyorlar. Onlar da Sancak bölgesinden geliyor, Senitsa ilçesinden. 57-58’de gelenler oldu az bir şey. Ama bizim köyün ağırlığı 24 ve 33’tür. Hatırlıyorum 57’de dedemle babam vesika yapardı oradaki akrabalara, davetiye yani. O zaman da bir kısım geldi fakat onlar oranın sistemine alışmışlar. Adamlar buraya bir geldiler 3 ay çalış 9 ay yat. İşlerine gelmedi, hepsi İstanbul’a gitti, fabrikalara falan yerleşti.”
“Sancak’tan gelenler karışık. Belli süre öncesinden Müslümanlığı kabul edenler. Mesela benim soyum 1800’lerin başlarında kan davasından sonra Müslüman olmuş. Kan davasından kaçıyorlar, 3 kardeş Müslüman oluyor. İkisi geri dönüyor. Fakat o bizim başlangıç dedemiz dönmüyor, Müslümanlığa devam ediyor. Gittim onların hepsini buldum ben. Aslen biz Karadağlıyız. Oradan bir yazar bize bir kitap verdi. Türkiye’ye gelenlerden en son bizimkileri de almışlar ondan sonra kesiliyor olay. O kitaptan bulduk. Bahtiyar Bey benim amcaoğlum, onunla birlikte gittik akrabaları bulduk. Adamlar Sırp şimdi orada. Bahtiyar Bey diyor -yahu kalk gidelim, bu adamlar keser bizi, bunlar çetnik- falan. Ama adamlar müthiş misafirperver, bırakmıyorlar. Hanımını kilere gönderiyor, evde ne kadar güzel yiyecek varsa devamlı taşıyorlar bize. Müthiş misafirperverler”

KÖYDE BOŞNAK ADET VE GELENEKLERİ
Köyde Boşnak böreği ve Biryan meşhurdur. Tüm Trakya’da olduğu gibi Trulya’da da adet ve gelenekler benzerlik taşır.Göç ettikleri veya yerleştikleri yerlerde eskiden evlilik törenlerinde davul, def, darbuka, bidon, akordeon, armonika,zurna, klarnet, gayda, çiftlikaval “svirede” ve gusle çalınırdı.Çalgıcılar Boşnak ve Çingene idi, kına gecelerinin ev içinde, düğünlerin ise sokak, evlerin avluları veya evlerin içinde yapılırdı. Günümüzde ise def, daire, darbuka, (klavye, bateri ve vokalden oluşan) orkestra, klavye, akordeon/armonika/musikalar yine Boşnak ve Romanlar tarafından çalınır.Eskiden kullanılan çalgılardan sadece akordeon varken , bunun yanısıra bateri, klavye, elektro bağlama Boşnak ve Trakyalı müzisyenlerce icra edilirdi.Düğün ve kına geceleri için okul bahçesi gibi açık mekanların tercih edilir yeni bestelenmiş halk müziği ve kololar dışındaki repertuarın büyük bir kısmını, genellikle Trakya bölgesinden Türk halk müziği ve arabesk parçalarının oluşturur. Varlıklı ailelerin, geleneğin daha çok yaşadığı düşünüldüğü İstanbul’dan müzisyen çağırırlar.
Kına geceleri ise eskiden sadece kadınlar arası yapılır erkekler ise başka mekanda olurdu.Ender olarak erkeklerin katıldığı sokak araları,bahçe avluları ve evlerde kına gecesi yapılırdı.
Günümüzde kına gecesi kadınlara has gibi gözükse de karışık olarak yapılır.. Bazı durumlarda erkek tarafından baba, kardeş gibi en yakın aile üyeleri, kız tarafından ise kuzenlere kadar varan genişletilmiş aile üyeleri geceye özellikle kına yakıldıktan sonra oyun oynama aşamasında katılmaktadırlar.
Yerleşim yerinin dışından gelenler, evlerde konuk edilmekte ve herkese yemekler verilmektedir. Örneğin kına gecesinde, tas kebabı, kuru fasulye, pilav, tatlı, ayran, ekmekten oluşan yemekler tabldot tepsileri içerisinde kollarına krep bağlı ev sahiplerinin yakınları tarafından dağıtılır.
Kına gecesi eğer evin dışında yapılıyorsa düğün töreninde olduğu gibi araba konvoyu oluşturulmaktadır. Araba konvoyu oluşturmak, Türkiye’de hemen hemen her yörede rastlanan eski adetlerde gelin evinden gelinin atla çıkıp erkek evine gitmesine eşdeğer düşünülebilir. Araba konvoyu canlı müzik veya arabalarda çalan kayıtlı müzikler eşliğinde yol almaktadır. Bu uygulamanın amacı kına gecesinin çevrede bulunan herkese duyurulmasıdır. Kırklareli’ndeki bir gözlemde, kayıtlı müzik olarak Van yöresinden “Galenin bedenleri” ve Adıyaman bölgesinden “Vur Davulcu” parçalarının çalınıyor olması, Boşnak kültürel kimlik öğeleri hiyerarşisi içerisinde Türkiyeli olmanın ön plana çıktığının bir göstergesidir.
32 yaşındaki bir Hamdibeyköy’lü kadın : “Kına yakarken şarkı söylenir. Şimdi çalgı tutuyorlar. Eskiden maniler, hüzünlü şarkılar söylenir. Evvelden Boşnakça, şimdi Türkçe söyleniyor. Defe benzer bir şeyler çalınır. Evvelden bidon, çalardık, tepsi çevirirdik. Oyunlar da oynanır. Halay tutulur, karşılıklı oynanır.Payduşka, çaçak, halay var ” şeklinde kına gecesini anlatmaktadır.
Düğünlere bakacak olursak ; düğün törenleri, genellikle Perşembe akşamı yapılan, kına gecesini takip eden günün sabahında başlar. İkram edilenlerin başında birijan, pita, baklava, hacımakule ve kalabalığa yetiştirmek için tencerelerde kaynatılan kahve bulunmaktadır. Kadın erkek ayrı olarak eğlenir ve düğünler genellikle açık havada olur.
Genel itibariyle düğün adetleri eskİye nazaran ağır olmasa da yine Boşnak adetleri gereği düğün konvoyunun oluşturulmasından eve girene kadar aynıdır.Bu konuda adetlerde pek bir değişiklik yoktur.
Duvardaki Muhasebe Defteri…
Şimdilerdeyse tersine göçü nasıl yaratabileceklerinden hareketle köydeki eko-turizm olanaklarının izini sürüyor Hamdibeyliler. Bunun için canla başla çalışan, yörede planlanan, yürütülen eko-turizm projelerinin peşinde koşup duran bir muhtarları var.
Haksız da sayılmaz hani…
Geçtiğimiz yıllarda Yunanistan’dan gelerek atalarının yaşadıkları yerleri gezmek isteyen 1924 mübadillerinin sonraki kuşakları onları büyük bir heyecana sevk eder. Yerli turistler için Boşnak mutfağının enfes lezzetlerini sunan Hamdibey ve civarı gastronomi turları için zenginlikler barındırıyor. Doğru bir turizm vizyonu ile doğa ve kültür turlarının bir parçası
Köye Adını Veren “Köprülülü Hamdi Bey” Hakkında…
Köyün günümüzdeki adı Hamdibey. Bu ismi Balkan Savaşları’nın yıkım dolu günlerinin hemen ardından Demirköy’de kaymakamlık yapmış olan Köprülülü Hamdi Bey’den alıyor. Hamdi Bey Trakya ve Kuzey Ege kasabalarındaki mülki idare amirliği görevlerinin yanında, gözüpek atılgan bir asker, Atatürk’ün “Nutuk” adlı eserinde övdüğü Kuvayi Milliye’nin öncü isimlerinden ve aziz şehididir.

AKSİCİM BOŞNAKLARI

Kırklareli İli Vize İlçesi’ne bağlı köydür.İl merkezine 83 Vize İlçe merkezine ise 27 km mesafededir.1901 yılından beri aynı ismi taşımaktadır.Nüfusu 2024 verilerine göre 318’dir.
Boşnak köyü olarak bilinir.Boşnak köylerinden ismi değişmeyen tek köy Aksicim’dir. Kurtuluş savaşı öncesi, Rumların yaşadığı bu köy adını Rumların yaşadığı zamanda üretilen ak iplikten alarak Aksicim olmuştur. Ihlamur ağacının kabuğu soyup suda bekleterek sicim yani ip, urgan üretilirmiş. Eski dönemlerde çok zengin Rumların sayfiye yeri olarak kullandığı ve mandıraları ile ünlü bir köy iken, 1912 yılında Türkiye’ye göç eden Müslüman Boşnakların yerleştiği bir köy konumunu almıştır.
BOŞNAKLARIN KÖYE YERLEŞMESİ

Aksicim köyündeki Boşnaklar ilk olarak 1912 yılında Balkan Savaşları devam ettiği sırada gelmiştir. 17 hane gelen Boşnakların öncelikli geliş sebebi can güvenliğidir. Sırplar o dönemde de sivil halkı çeşitli işkenceler yaparak öldürmüştür.Gelenlerin yüzde 80’i birbirini tanıyormuş.1915’e kadar bu göç devam etti.
Şahoviçi yerleşiminde yaşanan katliamdan bir yıl sonra 1925’te Türkiye’ye gelen Akova, Sjenica ve Novipazar doğumlu Boşnaklar,Kırklareli’nin Vize ilçesinde bulunan Aksicim köyüne iskân edilmişlerdi. Muhacirler iskân edilirken ailelerin bir arada yerleştirilmesi ve akrabaların bütünlüğü sağlanmaya çalışılmış ve bu amaçla da birçok muhacirin akrabalarının yanına yerleştirilmesine dikkat edilmiştir.
Görüldüğü gibi Boşnakların Kırklareli’ye iskânıyla ilgili bulunabilen kayıtlar çok kısıtlıdır. Bu kayıtlarda araştırma yaptığımız köylerden sadece Aksicim’e Boşnakların iskân edildiği ile ilgili bilgi mevcuttur.
Köyde Mostar,Nevesinje,Prijepolje,Nova Varoş,Novipazar ve Sjenica Boşnakları iskan edilmiştir.Şatara,Maslahat,Krajna,Karaçiç sülaleleri ilk gelenlerdir.Köye başlangıçta birkaç hane gelmiş daha sonra diğer ailelere haber verilmiş ve böylece peyderpey yerleşim olmuştur.Bir kaynakta 1958 göçmeni Arnavut aile yerleştirilirdiğine dair bilgiye ulaşsak da köyde Arnavut aile yok.Bir de 1950-1960 arası 14 Boşnak Aksicim’e yerleştirildiğine dair bilgilere rastlasak da bu bilginin doğruluğunu teyid edemedik.Sadece 1-2 ailenin geldiğine dair köylülerden bilgi aldık.
Günümüzde Köyde şu sülaleler yaşamaktadır:
Şatara,Şahoviç,Karaçiç,Krajic,Pilaviç,Maslahat,Murgiç,Karadzic,Bajraktaroviç,Hadzifejzovic,Kovaçeviç
Köyde köy dışındakiler dahil 1000 civarı Aksicimli Boşnak vardır.Köy dışındaki Aksicimliler Balkaya, Saray,Çerkezköy,Kapaklı ve İstanbul’da yaşamaktadırlar.
KÖYÜN GEÇİM KAYNAKLARI
Köyde hayvancılık,ormancılık,esnaflık meyve sebze ile uğraşırlar. Kazandere Baraj nedeniyle tarım yapılamamaktadır.Baraj yapımı için yapılan İstimlak nedeniyle tarım arazileri su havzası olmuştur.Boşnaklar memleketlerine benzeyen bu bölgeye geldiklerinde Rumların terk ettiği bu alanlara yerleşmiş ve ormancılık yapmaya başlamışlardır.Gelir kaynakları az olduğu için özellikle gençler köy dışında çalışmak için gitmişlerdir.Köye ilk geldiklerinde mangal kömürü ilk geçim kaynağı olmuştur. Çerkezköy’e özellikle taşınmıştır.Daha sonra ise İstanbul’un odun ihtiyacını karşılamak için Kıyıköy’den ve İğneada’dan Yenikapı’ya gemilerle taşınmıştır.Bunun haricinde öküz ve mandalar ile taşımacılık yapılmıştır.Kamyonlar çıkınca da -1960’lardan sonra-taşıma modernleşmiştir.
Aksicim’in neredeyse tamamı Boşnaktır.10-15 hane hariç.Köydeki Boşnaklar köyde bulunan toprak ve evleri sadece Boşnaklara satmaktadırlar.
Köyün orman havasından istifade etmek için çevreden insanlar yürüyüş için gelir.Hafta sonları 2000 civarı yürüyüşe gelen insan olur.
AKSİCİMLİ ŞEHİT VE GAZİLER
Çanakkale Savaşına katılan Aksicim’den Boşnak Çanakkale savaşına daha kapıdan gelmeden götürülmüş ve savaşta şehit olmuşlardır.Ayrıca Kıbrıs ve Güneydoğu gazileri de vardır.
KÖYDE BOŞNAK KÜLTÜRÜ
Aksicim’de Boşnak kültürü yaşanmaktadır. Düğünler,yemekler ve diğer adetler yaşatılmaktadır. Boşnakça ise genelde anlaşılmakta küçük çocuklar anlasa da pek konuşamamaktadır. Gelinler ise zamanla öğrenmektedirler.
Aksicim’de Boşnak kültürünün en önemli unsuru olan Dimja giyilmesi tarihe karışmış yerini klasik şalvar almıştır. Bayram adetleri ise eskiden gelen gelenekler doğrultusunda yaşatılmaktadır. Trakya etkisi giderek artmaktadır. Boşnakça şarkılar söylenememekte ancak dil konuşulabilmektedir.
Evlilikler giderek karışık olmaktadır. Bu da kültürün etkisini azaltmaktadır. Balkaya ile ilişkiler çok sıkı olmakta ve devam etmektedir. Balkaya 7 km mesafededirler. Akraba evliliği yapmazlar. Komşu kızına bakılmaz ve evlenememektedir. Biri vefat ettiği zaman işe gidilmez,cenazelerle iştigal ederler. Düğünlerde de aynısı geçerlidir.Boşnak böreği ortaklaşa yapılır. Bayramlarda etli börek olmazsa olmazdır. Köyde Boşnak böreği muhakkak böreği yapılır. Bunun yanında etli pilav yemeği (Büryan) bayram yemeğidir. Ramazanlarda da hoşaf sofralarda muhakkak bulunur.
Köyde her hafta muhakkak bir evde Boşnak böreği pişmektedir.Misafirler de Boşnak böreği ile karşılanır kuru fasulye ve tatlısı eksik edilmez. Misafirlere Hacımakule de yapılırdı.Boşnak kurabiyesi de eskiden askere gidenlere yapılırdı. Aksicim köyünde askere giden çocuk evine komşular mutlaka mart dokuzu (Boşnak) kurabiyesi götürürler. Ayrıca kahveye çıkan yaşlılar da evde yapılan Boşnak kurabiyesini yanında götürüp çayla beraber yerler. Her yemekten sonra Boşnaklar muhakkak bir kahve içmeyi severler.
Askere gidenlere imam gelir dua eder ve asker tülbendi konularak uğurlanırdı.Arkasından su dökülürdü Herkes giden askere harçlık verirdi.
Aksicim köyünde erkekler Cuma günü işe gitmezler. Çocuklar, gençler,yaşlılar herkes namaza gider. Cuma günü kimse ormana çalışmaya gitmez. Hem başına bir şey geleceğinden hem de Cuma saati çalışmanın doğru olmayacağı düşüncesinden. Bundan 25 yıl önce köyde imam olmadığı zamanlarda Cuma namazı için Kıyıköy’e yayan gidiyorlarmış.Köy genel itibarıyla muhafazakar ve kendi deyimleri ile “Osmanlı torunları”dır.
KÖYDEKİ ÜNLÜ BOŞNAKLAR
Salcano bisikletleri sahibi Salih Akgül Balkayalı olsa da Aksicim’de de akrabası vardır.
Köy dışında yaşayan köylülerin uğraş alanları kuyumcu,emlakçı,Boşnak Börekçisi (Yıldırımdaki Prava Pita ve Has Boşnak Börekçisi),polislik, memurluk, gardiyanlık, öğretmenlik vb meslek sahipleri vardır. Bunun yanında Medyacı Kayhan Gül ve Doç.Dr Tarık Duran (Sırbistan’da öğretim görevlisidir) da Aksicim Köyü kökenli kişilerdir.
Köydeki Boşnaklar memleketlerine turlar düzenlemekte ve oraların hasretini gidermektedirler.Soylarını araştırır ve geçmişlerini öğrenmek çaba göstermektedirler.
KAYNAKLAR
1-https://tr.wikipedia.org/wiki/Aksicim,_Vize
2-https://www.nufusune.com/19663-kirklareli-vize-aksicim-koy-nufusu
3-Trakya’ya İskan Edilen Göçmenler ve Bölgenin Sosyo-Kültürel Yapısına Etkileri (1950-60),Doktora Tezi,Ayşegül İNGİNAR KEMALOĞLU,İstanbul Medeniyet Üniversitesi,2020
4-https://www.gazetetrakya.com/
5-https://www.nisanyanyeradlari.com/?y=&t=K%C4%B1y%C4%B1k%C3%B6y&u=1&ua=0
6-Yasin AYDIN-Aksicim Köyünden…
7-www.demirkoyum.com
8-Rumeli Tv
9-Nedir.antoloji.com
10-Trakyanet.com
11-https://www.youtube.com/watch?v=qvCfGE22EUE
12-https://polen.itu.edu.tr:8443/server/api/core/bitstreams/faf5ac14-d793-4520-bde9-56ec6280b7aa/content
13-https://www.oncevatan.com.tr/kirklareli
14-Boşnaklar Türkiyenin Sadık Vatandaşları Kitabı –Sait KAÇAPOR
15-frmartuklu.org
16-https://www.koylerim.com/demirkoy-balaban-koyu-313786h.htm
17-https://www.main-board.com/392656/balaban-koyu-demirkoy-kirklareli
18-Perim KUNAL,İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay.,Balaban Köyü Sosyo ekonomik kültürel araştırması
19-Bosnasancak.net
20-Fahriye Emgili,Boşnakların Türkiyeye Göçleri (1878-1934)
21-https://kirklareli.csb.gov.tr/genel-bilgiler-i-3772
22-Trakya’ya İskan Edilen Göçmenler ve Bölgenin Sosyo–Kültürel Yapısına Etkileri (1923-1960) Doktora Tezi,Ayşegül İnginar KEMALOĞLU
23-Milli Mücadele Döneminde Kırklareli’nde Göç ve İskan,Ayşegül İnginar KEMALOĞLU
24-Wikipedi
25- Balkaya Köyü sitesi
26-nufusune.com
27-Kırklareli’nde Boşnak Halk Kültürü,Esra SIZAN,Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,İnt. Balkan Çalışmaları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi,Edirne 2016
28-Kırklareli İli Köy Adları İncelemesi Hamide ÖZDOĞAN,KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ,2016