İZMİRLİ BOŞNAKLAR
HAZIRLAYAN: Şevket KOÇ-TARİHÇİ VE EĞİTİMCİ

Türkiye’nin 3.büyük şehri,Ege’nin incisi İzmir şehri,bağrında Balkan Göçmenleri ve Levantenleri barındıran şehirdir.Balkan insanının ve özellikle tahmini 250 bin Boşnakın getirdiği sıcaklık şehri size sarıyor.
İzmir nüfusu 2025 yılına göre 4.508.219. 31 ilçesi olan bu güzel şehrin 11.891 km2’dir.Yüzölçümü bakımından ülkenin yirmi üçüncü büyük ilidir. Etrafı Aydın, Balıkesir, Manisa illeri ve Ege Denizi ve Ege Adaları ile çevrilidir.
İzmir’in %80’i Türktür. Türk nüfusunu oluşturan gruplar Yörükler, Balkan Türkleri, Yerli Türkler, Çepniler Alevi) ve diğer illerden göçler ile gelen Türk nufusudur. %15’i ise Boşnak, Arnavut, Çerkes, Gürcü %5 kadar da Kürt’tür.
Boşnakların İzmir’e Yerleşme Süreci
Boşnakların İzmir’e göçleri Berlin Kongresi ile başlayıp 1967 yılına kadar sürer.Hatta Zeytinalana 1970’lerde bile göçler olmuştur..Bazıları Halep üzerinden gelip yerleşmiş,kimi Sivas yöresinden kimi de Ankara ve Eskişehir yöresinden gelip İzmirin Boşnak popülasyonu içinde olmayı tercih etmiştir.Bazıları da Konya’ya yerleştirildikten sonra İzmire gelmiştir.
İzmir’in Bornova ilçesine bağlı Altındağ ve Çamdibi,Buca,Urla,Ödemiş,Karşıyaka ve Kemalpaşa ilçeleri Boşnakların ağırlıklı olarak yaşadıkları yerlerdendir. Bunun yanında Buca,Menemen,Mordoğan,Konak Karaburun,Çeşme,Alaçatı,Zeytinalan,Biçeralanı,Nohutalanı gibi yerlerde de Boşnaklar yaşamaktadır.
Bosna Hersek,Karadağ,Sancak,Makedonya,Nikşiç ve Kosova yöresinden gelen Boşnaklar İzmir’in çeşitli ilçe ve semtlerine yerleşmiştir.İzmire yerleşen Boşnak sayısı hakkında sağlıklı bilgi yoktur.Ancak sınırlı sayıda kayıtlar ve belgeler doğrultusunda hareket edebiliriz.
İzmir’e Boşnak iskanı ile ilgili en eski bilgi olarak ulaşabildiğimiz Ankara Sincanın Dutluk Bölgesine yerleştirilen 65 hanelik Boşnakların 60 hanesinin bir süre sonra İzmir Kadifekale’ye yerleştirilmesidir.
İzmir’e Boşnak iskanı ile ilgili en eski bilgilere baktığımızda Aydın vilayeti İzmir sancağı Burunâbâd (Bornova) nahiyesinde Bosna (Boşnak) göçmenleri yeni bir yerde iskân edilmiş, bu yeni teşkil olunan köye 26 Kasım 1883 tarihli irâde-i seniyye ile Boşnak köyü ismi verilmiş ve imam ile muhtar tayini kararlaştırılmıştır. 13 Mart 1886-22 Mart 1887 tarihleri arasında ise1.459 kişi ve 103 aile yerleştiğini görüyoruz..
Yine 1883’te İzmirde meydana gelen deprem sonrası muhtaç insanlara yapılan yardımlar ile ilgili bir belgede Karaburun’a bağlı “Boşnak”köyünde 48 Boşnak yardımdan faydalandı ibaresi ile burada 48 Boşnak nüfusun oldugunu görüyoruz.
Selanikten gemi ile 13 Mart 1889 ile 12 Mart 1900 tarihleri arasında İzmire yerleşen 161 kişinin kaydı vardır.Yine bir başka bilgide 13 Mart 1905-12 Mart 1906 arasında 434 Boşnakın yerleştiği bilgisine ulaşıyoruz.
1890 Yılında Çengiçzade Ali Haydar ve Sim Zade Fehim İbrahim’e yaptırılan araştırmada İzmir’de “Bir hayli Bosna Göçmeni ” vardı.
1901 yılında 52 haneden oluşan 260 kişilik Rumeli ve Bosna göçmeni iskân için İzmir’e sevkedilmişlerdir
Osmanlı kaynaklarında Aydın sancağına bağlı İzmir ‘de Yeni Boşnak köyünden bahsedilir.Bunun yanında Seferihisar İhsaniye köyü’nden bahsedilir.Seferihisar’a Ankara iklimine ayak uyduramayan Boşnaklardan bir kısmı yerleştirilir.Seferihisar’a yerleştirilen Boşnaklara 3.000 dönümlük arazi üzerinde ve 37.500 kuruş harcanarak 15 ev inşa edilmiştir.
İzmir Karşıyaka ‘ya gelen 45 müslüman Boşnak ailenin oluşturduğu Boşnak Köyü’nün 1909’dan sonra gelenlerle artması üzerine bir köy daha kurulur ve adı Yeni Boşnak Köyü olur.1913 ve 1921 yıllarına ait belgelerde Karşıyaka’da Boşnak isimli köyün varlığına rastlıyoruz
Karşıyaka’nın Boşnakları
Hemen belirtmek gerekir ki, Karşıyaka’nın en eski muhacirleri, Boşnaklardır. 1907 tarihli bir belgede, Karşıyaka’da Çiftlik isimli bir Boşnak köyünün mevcut olduğu, ama bu köyün zamanla büyüdüğü ve nüfusunun sığmadığı belirtiliyor, Boşnak-ı Cedid köyü (Yeni Boşnak Köyü. Şimdiki Yeni Bosna Mahallesi) ismiyle yeni bir köyün kurulmasının kamuya menfaat sağlayacağı İzmir valiliğinden (Aydın vilayeti) bildiriliyordu. Hatta bu köyün kurulmasında askeri bakımdan bir mahzurunun olup olmadığı da devrin Osmanlı İçişleri Bakanlığına sorulmuştu

İzmire yerleşen bazı Boşnaklar buranın havasının Bosna ile uyumlu olmasından ötürü yerleştirildikleri soğuk iklimli Anadolu coğrafyasından buraya göçer.Bunlardan birisi de Zaim Hajrovic’in ailesidir.
1910 yılında Afyon’a yerleştirilen Zaim Hajrovic ve ailesi 1 yıl burada yaşar ancak gerek dedesinin vefat etmesi gerekse buradaki iklim şartlarının soğuk olması gibi etkenlerden ötürü ailesi ile beraber İzmir’e göç ederler.
Ege Bölgesine ve Türkiye’nin çeşitli yerlerine yerleşen Boşnaklar,burada da asayiş ve güvenlik konusunda tıpkı Balkanlarda olduğu gibi ellerinden geleni yapmışlardır. Örneğin 1914 tarihinde kayıklarla İzmir Karaburun’a gelen Rum eşkıyalar ile mücadele verip onları uzaklaştıran Boşnaklar olmuştur.
1923 yılında İzmire Bahr-i Cedid vapuru ile gelen 2.317 Boşnak Dahiliye Vekaletinin izniyle yerleştirildi. İzmire gelen bazı Boşnaklar da Buca’dakilerde olduğu gibi kendiliklerinden gelip yerleşmişlerdir. Bunların çok az bir kısmı elindeki muhacir sertifikası ile izinli olarak gelip yerleşmek için sevk edilenlerdi. Yine 1923’te İzmir merkezde 111,Karaburun’a 50,Ödemiş’e 77 Tire’ye 25 ve Foça’ya 315 Boşnak gelip yerleştirilmiştir.
1923 İzmir Kazası Nüfus İstatistiğinden elde ettiğimiz bilgilere göre Karşıyaka Boşnak Köyünde 95 erkek 74 kadın totalde 169 Boşnak vardı. Boşnak Hamidiye Köyünde ise 115 kadın 110 erkek totalde 225 Boşnak vardı.
1924 yılına geldiğimizde mübadele ile İzmir ve yöresine iskan edilmek istenen Boşnakların birtakım şartları kabul etmesi gerekiyordu. Bunlar da ağırlıklı olarak kendilerine verilecek olan devlet desteğini reddetmeleriyle olacaktı.1920’ler boyunca Yugoslavya Krallığı’ndan gelen önemli miktarda Boşnak ve Arnavut muhacir, Türkiye’de yerleşim talep etmişti.Ancak bunların tamamının “mübadeleye tabi” sayılıp sayılmayacağı hukuki olarak tartışmalıydı. Bununla ilgili olarak 20 Aralık 1924 tarihli ve İskan Müdürlüğü (272-0-0-11) belgesi vardır. Belge, bu grupların da mübadele kapsamında değerlendirildiğini ve İzmir’e dönüşlerinin maliyetini azaltmak için “iskan hakkından feragat” koşuluna bağlandığını ortaya koymaktadır. Bu durumda İzmir’e serbestçe dönebileceklerdi. Bu uygulama, Cumhuriyet’in erken döneminde devletin mali kısıtlarını ve iskan yükünü hafifletme çabasını yansıtır.

Boşnakların ağırlıklı olarak yaşadığı muhitler şunlardır:
Çamdibi,Güzelbahçe,Bornova,Altındağ,Çamdibi,Bayraklı,Ödemiş,Menemen,Urla,Buca,Karabağlar,Karşıyaka,Konak,Narlıdere,Çiçekli,Doğanlar,Gökdere,Naldöken,Kaynaklar,Kırıklar,Çeşme,Alaçatı,Dalyanköy,Ilıcalar,Paşalimanı,Şifne,Aliağa,Halilbeyli,ÇakmaklıKöyü,Zeytinalan,Nohutalan,Bergama,Seferihisar (1880’ler)gibi yerlerinde Boşnaklar yaşar. Bunun yanında Menderes Çakaltepe’de 1950 sonrası Sancaktan gelen Boşnaklar,Bornova Pancar Mahallesinde Visoko ve Sarajevodan 1880’lerde gelen Boşnaklar,Tire Yeni Mahal- lede 1920’lerden sonra gelen Boşnaklar vardır.
Ayrıca Menderes Görece’de 1878-1890 arası Mostar ve Travnik’ten gelen Boşnaklar,Mene- men Kasımpaşa Mahallesi’nde Banja Luka’dan gelen Boşnaklar,Kemalpaşa Armutlu Mahallesinde Rozajeden gelen Boşnaklar,Bayındır İlçesinde Çamlıbel Mahallesinde Foça’dan gelen Boşnaklar,Torbalı Subaşı Mahallesinde Bijelopoljeden gelen Boşnaklar,Karaburun(1883 öncesi),Bergama Yukarı kırıklar mahallesinde Gorazde’den gelen Boşnaklar ki İzmirin en kuzeyindeki Boşnak köyüdür),Gerdeme Köyünde Mostar ve Bubuşkadan gelen Boşnaklar,Küçükçiğli ( Trebinje ve Lubinjeden gelenler),İzmir Kadifekale ( Ankara Sincandan 1880’ler 60 hane)
İZMİRDE YAŞAYAN BOŞNAK SÜLALELERİNDEN BAZILARI

Aliçkoviç,Alikoviç,Agić,Adrovic,Alihociç,Alagiç,Adilovic,Arıkovic,Agoviç,Avdiç,Bakoviç,Başiç,Baturovic,Balaban,Balijagic,Babajic,Blişkovac,Baboviç,Bibiç,Biriç,Borişiç,Bajriç,Bahor,Beganoviç,Begiç,Baliç,Boliç,Baboviç,Bekarovic,Belovocanin,Balijagiç,Başanoviç,Beşaroviç,Bubic,Bubovic,Beşiç,Behramovic,Banda,Brkovic,Brankovic,Çatoviç,Çoloviç,Çegoviç,Çosoviç,Çehriç,Çatiç,Çustoviç,Çengiç,Çerimagiç,Cukela,Comor,Cuheriç,Cur,Dizdareviç,Dervişagiç,Dinek,Delaliç,Dizdarovic,Drpljanin,Dziho,Dzekovic,Dzurdzovic,Dzurdzanbegoviç,Dulyeviç,Durokoviç,Durmişeviç,Dizdareviç,Drljevic,Erkoçeviç,Fakiç,Fazlagic,Fazlic,Fetahovic,Fetahiç,Gabohcic,Gabovic,Galijatovic,Grebo,Gacko,Gusiç,Gabohcić,Ganoviç,Gezovic,Grebo,Gosto,Goloş,Glavniç,Gujiç,Hot,Husoviç,Hadzic,Hasiç,Herovic,Hacıahmetoviç,Hasanbegoviç,Hacıismailoviç,Heroviç,Hajdarpaşiç,Hadzıjahoviç,Heldiç,Hadzıbuliç,Hajradinoviç,Hadzibuliç,Hanuşiç,Hot,Hotic,Hodzic,Hadzovic,Hrapovic,Hrustiç,Haviç,İsmailagic,İsmailovic,İbriktaroviç,Jahiç,Jelovac,Jakvovic,Jakupoviç,juklo,Juka,Kurbaş,Kabiloviç,Krajişnik,Karadan,Kresoşişiç,Kofrce,Koliç,Kajeviç,Kajevaç,Kajoviç,Kaliç,Kozar,Karic,Kapiç,Kolasinac,Kırçanin,Kurtoviç,Kucevic,Kijametoviç,Kırpo,Kurjenic,Koço,Kovaç,Kozar,Karişik,Krijestorac,Kukuljic,Kuç,Kuçin,Kebo,Krajina,Lazminiç,Landrovic,Ljateviç,Ljuca,Laleviç,Lukaçe,Ljuşkoviç,Ljepiç,Lutic,Laliç,Laloviç,Layiç,Laçiç,Mahiç,Martinoviç,Malakos,Mariç,Mekiç,Muşoviç,Mujanoviç,Memişeviç,Mariç,Mazgiç,Mahinic,Maksumic,Memic,Mehonjiç,Memoviç,Mitsanovic,Mucic,Muçin,Mujiç,Musliç,Mihiç,Mollamihiç,Mitsanovic,Nikiç,Oriciç,Paşiç,Pesiç,Pepiç,Pezic,Piric,Praskaviç,Pobriç,Porovic,Pırnat,Pirinç,Poljak,Pazarac,Pljavljan,Pijuk,Plijkoviç,Plemiç,Ramiç,Rapovic,Rahic,Redzic,Radonçiç,Resuloviç,Redzepagiç,Rustiç,Rovcanin,RızvanovicSaraçoviç,Şator,Şuta,Şabanovic,Spahiç,Smailagiç,Softiç,Selimoviç,Semizovic,Sadıkoviç,Şehoviç,Şrijelj,Şabanagiç,Şator,Şujak,Şantiç,Şakiç,Şariç,Şukalic,Talic,Tabakoviç,Tanoviç,Tırbona,Toskic,Tukur,Tutiç,Trbonja,Taloviç,Uçijak,Viçen,Voloder,Voljevica,Vineriç,Zuliciç,Zenan,Zvizdiç,Zuboviç,Zuloviç,Zaranin,Zuliç,Zubçeviç
Grebo (Baysak) sülalesi Ljubinje’den,Čatović (Kağıtçıoğlu), Resulović ve Šehović sülaleleri Trebinjeden Dördü de 1873-1878 yıllarında geldiklerinde önce Boşnak Köyü’ne (Küçük Çiğli) yerleştiler ve halen Küçük Çiğli ve Karşıyaka’da yaşıyorlar.
*Grebo (Baysak) sülalesinin bir kolu 1878’deki ilk gelişlerinden beri Turgutlu’dadır.
Bibiç Sülalesi ,Fetahovic Sülalesi -Bornova Altındağ Çamdibi ve Krijestorac sülalesi ise Bornova,Altındag ,Çamdibi ve Bucadadır.
Menderes Çakaltepe Mahallesinde 1953-1956 arası Novipazardan gelen Drljevic ve Şkrijelj gibi aileler de var.Urla Kuşçular Mahallesinde Paşiç ve Mujiç gibi aileler de var. Tire Işıklar Mahallesinde Doboj’dan gelen Hrustiç ve Delaliçler vardır.
Yukardaki liste elbette eksik olabilir ancak tespit ettiklerimiz var tabii ki ..Bir de kitabımızda yer alan İzmir’in birkaç yerindeki Boşnakları anlatan yazılarda o bölgede oturan Boşnak sülalelerinden bahsedil- miştir.
Karşıyaka Yenibosna köyü eski adıyla eski Boşnak-ı Cedid 1907’de kurulan ilk Boşnak köyüdür.1923’te 169 kişi yaşamaktaydı.
Kaliç sülalesi meşhur bir sülale olup İzmirde (merkez ve merkeze yakın bölgelerde)yaklaşık 100 hane yaşar.Koço sülalesi de 100’den fazla hanedir.
İzmire gelen Boşnaklar genelde fakirdi.Şimdi sahip oldukları her şeyi çok büyük zorluklarla çekerek kazandılar.İlk gelen kuşak çoluk-çocuk ,genç-yaşlı herkez gece gündüz çalışmış..Zaten o dönemdeki ilk kuşakların kaderi hep aynı olmuştur.
O dönemdeki Boşnaklar tarım,hayvancılık ve ticaretle uğraşmıştır.Çok sayıda kişi inşaat işlerinde çalıştılar.3.Kuşak ise okudu.İzmirin yerleşik halkı,çalışmayı Boşnaklardan öğrendi.Ev düzenlerini Boşnaklardan öğrenmiştir.Avrupai yemekler,börek ve ızgarayı bizden öğrendiler.İzmir, Burhaniye ve Ayvalık’a yerleşen Boşnak muhacirleri hem iklimden hem de toprağın verimliliğinden dolayı zengin olmuşlardır.İzmir ve İstanbul gibi büyük şehirler, muhacirlere iş konusunda daha çok imkân sunuyordu. İş imkânları da muhacirlerin büyük şehirlere yerleşmesinin en büyük sebebiydi
İZMİRLİ TANINMIŞ BOŞNAKLARDAN BİRKAÇ İSİM
Recep Güneş ( Güneş Sürücü Kursları Sahibi)
Şenay Biçer ( Avukat-Bornova Meclis Üyeliği yaptı)
Ahmet Kemal Baysak ( İlk Bosna Hersek Konsolosu)
Faik ve Murat Nergiz( Nezirler İnşaat)
Mustafa Nezir ( Eski Buca Belediye Başkan Yardımcısı )
Suad Nezir ( Eski Buca Belediye Başkan Yardımcısı)
Terbay Grup İnşaat Firması, Kemal Baysak ve ortaklarının makine sanayi alanındaki çalışmalar Ege bölgesi ekonomisine büyük katkı sağlıyor
İzmir’deki Dinler Makine, Şenel Kalıp ve Makine Sanayii firmaları, Boşnakça ve diğer Balkan lisanlarını konuşabilen soydaşlarımızca işletilmeye devam ediyor.
İZMİR’DE YAŞAYAN BOŞNAKLARDA BOŞNAK KÜLTÜRÜ

Türkiyede yaşayan Boşnakların genel itibariyle dil ve kültür konusunda eski özelliklerini yitirmeye başladıkları ,gelen ilk kuşak hariç diğer kuşaklarda zamanla sönmeye ve bitmeye başladıkları malum. Özellikle 3.kuşak nesiller adeta asimile olmuş durumdadır.
Bunun yanında genel itibariyle en çok yemek ve düğün,kına gibi adetlerde bir değişiklik olmadığı belki bazı yerlerde yaşanılan coğrafyaya bağlı olarak etkileşim nedeniyle yaşanılan yerin etkisinin arttığı söylenebilir. Ancak İzmirli Boşnaklarda İstanbul,Karamürsel ve Bursa Boşnakları gibi diğer yerlerde yaşayan Boşnaklara nispeten daha bağlı olduğu söylenebilir.
Bunları anlatacak olursak mesela Bugün, İzmir Çamdibi’nde ikâmet eden Boşnakların büyük bir çoğunluğu, bu dönemde buraya göç etmişlerdir. Dillerini birinci, ikinci hatta bazı ailelerde hâlâ üçüncü kuşakta muhafaza etmiş Boşnak ailelerin sayısı pek de az değildir. Göç hikâyeleri ve Bosna’dayken hangi sülaleye mensup oldukları bilgisine sahip olan Boşnakların bu yönleriyle, geçmişe ait hatıralarını taze tutma ve İzmir’in Çamdibi semtine taşıdıkları kültürel belleklerini yaşatma gayreti içerisinde olduklarını söyleyebiliriz.
İzmirde yaşayan Boşnaklarda Bosna’dan gelen ilk kuşak arasında, Boşnak olmayanlardan kız alınıp yine kız verilmediği,Ailelerin bu ilk göç döneminde, Boşnak gelin ya da Boşnak damat tercihi konusunda oldukça katı bir tavır sergiledikleri ve bu tavırlarını ikinci kuşak üzerinde de ısrarla sürdürdükleri söylenebilir.Bunda da hiç şüphesiz kendi kimliklerini muhafaza düşüncesinin etkili olduğunu diyebilirz. Günümüzde Boşnak olmayanlarla yapılan evliliklerde bir artış olduğu fakat gelin ve damadın Boşnak olması hâlâ bir tercih sebebi olarak görüldüğünü söyleyebiliriz.). İzmir kent yaşamına entegre olan Boşnak ailelerin, özellikle son dönemde gençlerin evlilik konusundaki tercihlerine daha ılımlı bir tavır gösterdikleri su götürmez bir gerçektir.
![]()
Boşnaklarda kız kaçırılması olayı özellikle kız tarafı için hoş olmayan bir durum olarak görülmektedir. Bu yüzden kız, Boşnak olmayan bir damat adayı konusunda ısrarcı olursa, aile bu durumu anlayışla karşılamaya çalışır ve damat adayının Boşnak olması konusunda direnmez.
Çamdibinde yaşayan Boşnaklarda, beşik kertmesi, akraba ve süt kardeşle evlenme şeklinde bir evlilik uygulaması yoktur. Boşnaklar tek eşlilik hususunda çok hassasiyet göstermektedirler.Çünkü Boşnak kültüründe bu tip uygulamalara rastlanmaz.Evlilik yaşına geldiği halde evlenemeyen gençlerin kısmetinin açılması için bir ağzı dualıya gidilip kişinin yıldıznâmesine baktırılması, Boşnaklarda sıkça karşılaşılan bir durumdur.Evlilik çağına gelmiş Boşnak erkekleri için annenin, teyzenin ya da yakın akrabanın çevreden namuslu, dürüst, hünerli ve saygılı bir gelin adayını araması ve bu adayı damat adayı ile tanıştırması, görücü usulü evliliğe güzel bir örnek teşkil etmektedir. Boşnaklar, kızlarını verecekleri damat adayının soyuna, kimlerden olduğuna çok dikkat etmektedir. Zira ailesi iyi olan gencin,kendisinin kötü olması düşünülemezdi.Bugün için görücü usulü evlilik Boşnaklar arasında çok yaygın olmasa da, hâlâ bazı ailelerin bu geleneği sürdürdüğü bilinmektedir. Eskiden, gençler anne ve babalarına evlenme isteklerini söyleyemezken, günümüzde, gençler daha çok kendi aralarında anlaşıp bu durumu aileleriyle paylaşarak onların da onayını almak suretiyle evlilik kurumuna ilk adımlarını atmış olurlar.
Boşnaklar kız istemek için genellikle Perşembe gününü tercih etmektedir .Kızın ailesinin belirlediği güne sadık kalınarak, erkek tarafı kızı istemeye gider. Erkek tarafı, babaanne, dede, anne, baba, amcalar, halalar, varsa kardeşlerle birlikte çiçek ve çikolata alarak kız evine gider .Kız tarafının, oğlan tarafından gelecek kişi sayısını öğrenmek istemesinin sebebi, her misafir için hediye bohçası hazırlayacak olmasıdır. Bu bohçada genellikle gömlek, havlu, atlet vb. hediyeler bulunmaktadır. Kız istendikten sonra misafirler yolcu edilirken bohçalar verilir. Günümüzde bu âdet, kızın istendiği geceden sonraki günlerde kızın kayınbabası ve kaynanasını ziyarete, “el öpmeye” gittiği zaman hediyelerin teslim edilmesi şeklinde de sürdürülmektedir.Bunun yanında kız isteme usülleri eski Boşnak adetlerine uygun devam ettirilerek yaşatılmaktadır.Kız isteme merasiminden sonra, kısa bir süre içerisinde gençler arasında söz yapılır. Bazı aileler söz ve nişanı bir arada da yapmaktadır.
Söz, nişandan ayrı yapılıyorsa alış verişe çıkılır ve kıza söz gecesi giyinebileceği bir elbise alınır. Söz gecesi kız ve erkek tarafı bir araya gelerek aileler arası bu beraberliği kutlarlar. Misafirlere, kızın ve annesinin hazırlamış oldukları geleneksel Boşnak yemekleri ikram edilir. Aileler eğer sözle nişanı bir arada yapıyorlarsa bu gecede gençlere sözün ya da nişanın bir nişanesi olarak yüzük takılmaktadır .
Sözden birkaç ay sonra da nişan töreni yapılır. Dünürler bir araya gelerek bir nişan tarihi tespit ederler. Nişan töreni ve nişana hazırlık aşaması kız ve erkek tarafının birbirini tanıması için önemli bir süreç olarak görülmektedir. Nişandan önce oğlanın annesi, kızın teyzesi, halası, kız ve oğlan hep beraber nişan hazırlıkları için alış verişe giderler. Çamdibi’ndeki Boşnaklar, alış veriş için genellikle tarihî Kemeraltı Çarşısı’nı tercih etmektedirler.Kız ve oğlana yüzük alınır. Kız tarafı erkeğin, erkek tarafı da kızın masraflarını karşılar. Ayrıca, erkeğin ve kızın ailelerine de hediyelikler alınır.Kız ve oğlan tarafından bayanların katıldığı ve adına “nişan bohçası” adı verilen bu merasimde gelen hediyeler eve gelen misafirlerinde görebileceği bir köşede sergilenir., özellikle birinci ve ikinci kuşak Boşnaklar arasında, nişanla düğün arası çok uzun tutulmaz ve bu süre zarfında gençlerin çok görüşmesi, özellikle de kız tarafınca çok hoş karşılanmazmış .Bugün için bile bu geleneği sürdüren aileler olmakla beraber, gençlerin nişanlılık döneminde, çok olmamak kaydıyla, görüşmesinde bir mahsur görmeyen ailelerin de sayısı az değildir .). Boşnaklarda başlık parası yoktur, ama kız tarafı oğlan tarafına, “Kız artık sizin kızınız, düğünde ne takarsanız artık o sizin şerefiniz!” diyerek kıza takılacak altının miktarını oğlan tarafına bırakır.
Özellikle kız çocuğu olan her Boşnak aile, kız çocuğunun dünyaya gelmesinden itibaren çeyiz düzmeye başlar. El işi danteller, havlu kenarları, işlemeler ve yatak örtüleri Boşnak çeyizlerinde önemli bir yer tutmaktadır.Daha önceden özenle paketlenen ve süslen çeyizler yine özenle açılarak evin salonunda sergilenir. Komşular, akrabalar ve çeyizi görmek isteyenler evi ziyarete gelirken kızın çeyizi için küçük hediyeler getirirler. Çeyiz bir iki hafta gelenlerin görmesi için sergilendikten sonra yeni çiftin evine yerleştirilir.
Kına gecesi günü, gelin evinde büyük bir telaş ve heyecan vardır. Uzak yoldan gelen misafirler ağırlanır. Kına gecesi için eğlenceye gidilmeden önce misafirler gelin evine gelerek yemeklerini yerler. Boşnak böreği, biryan en çok yapılan yemeklerdendir.Gelinin ve damadın hazırlanmasında “cever” ve “yenceler” yardımcı olur .Bundan sonraki süreçte yine eski adet ve geleneklere uygun kına gecesi gerçekleştirilir.Bu konuda İzmirli Boşnakların adetlerini yaşattıklarını söyleyebiliriz
Boşnak düğünleri de daha çok Sancak adetlerinin gerçekleştirilmesi ile yapılır.Çünkü İzmirde yaşayan Boşnakların büyük bir kısmı Sancak Göçmenidir.Düğünlerde kolo ve sevdalinkalar yapılır ve söylenir.Boşnaklar sevdalinkaları çok severler. Bugün için bile sevdalinkalar Bosna Hersek’te ve neredeyse tüm Balkanlarda çok popülerdir.Boşnaklarda resmi nikâhın yanında dini nikâh da vardır. Hoca çağrılır ve çiftin dini nikâhlarını kıyar. Nikâh sırasında hoca geline verilecek “mehir” bedelini sorar, erkek de tarla, para, altın olarak bir bedel vermeyi kabul eder.İkinci ve üçüncü kuşakla yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bilgilere göre, gerdek gecesinin sabahı, bayanlar “gelin görme” adını verdikleri âdeti yerine getirirlerdi. Bu âdet gereğince kız ve oğlan tarafından kadınlar müzik eşliğinde oynayarak eğlenirler ve “gelin şerbeti” adını verdikleri şerbeti içerlerdi.Gelin düğünden sonra yakın bir tarihte kaynanası veya görümcesi tarafından akrabalara ev gezmesine götürülür. Gelinin gittiği evlerde âdet olarak geline şerbet ikram edilir.Gelin eskiden, düğün sonrasında kendi anne babasının evine yatılı kalmaya giderdi. Bu âdete, “misafir etmek” anlamına gelen “ugosti” ya da “ugostiti” denmekteydi. Kız, gittiği zaman bir ay kadar kalırdı. Damadın eviyle gelinin evi dip dibe bile olsa bu âdet yerine getirilirdi.Bu adet günümüzde pek yaygın değildir. Geçmişte yapılmasının sebebi ise; gelinin kendi anne babasını sürekli göremeyecek olmasıdır. Bu yüzden eskiden yılda bir ay gelinin “ugosti” yapma izni vardı. Şimdilerde, gelinler istedikleri zaman baba evini ziyaret edebildikleri için ayda sadece birkaç gece kendi ailelerinin evlerinde kalmaktadırlar
Birlikte yaşama kültürüne fazlasıyla sahip ve medenî bir topluluk olan Boşnaklar, İzmir-Çamdibi’ne taşıdıkları ve burada yeniden şekillendirdikleri, zenginleştirdikleri ve de güncelledikleri kültürel bellekleriyle, İzmir kent yaşamının önemli ve renkli sakinlerinden biridir. Göçle gelen topluluklarda yaşanan uyum sürecinde “kimlik” ve “aidiyet” en çok sorgulanan iki kavramdır. İzmir-Çamdibi Boşnaklarında ilk kuşaktan olanların kendilerini “göçmen” ve “Boşnak”, sonraki kuşakların da “Boşnak kökenli Türk vatandaşı” ya da “Türk” olarak ifade etme eğilimde olduğu gözlemlenmiştir. Boşnaklar bu yönleriyle, daha önce de ifade edildiği gibi, Türkiye’yi yeni yurt edinmiş göçmen toplulukları içerisindeki en uyumlu milletlerden biridir. Boşnakların, Osmanlının devamı şeklinde algıladıkları Türkiye Cumhuriyetine bağlılıkları ve Türk dili ve kültürüne göstermiş oldukları iltifat neticesinde yeni yaşam alanlarında hiç de zorlanmadan hayata tutunabilmişlerdir. “Sizlerle kader birliği yaptık, bize Balkanlarda Türk derlerdi!” diyecek kadar Türk toplumunun değerleriyle bütünleşmiş nadir topluluklardan biri olan Boşnaklar, özellikle kültürel belleklerinin zenginliğiyle İzmir kent kimliğinin de oluşmasında önemli bir yer tutmaktadır. İzmir genelindeki düğünlerde, şenlik ve kutlamalarda, memleketi, yeri ve yurdu neresi olursa olsun, insanların Boşnak müzikleriyle coşması bunun en güzel örneklerinden biridir.
İZMİR ALAÇATI BOŞNAKLAR DİYARI
![]()
Alaçatı,Çeşme İlçesine bağlıdır. Alaçatı – İzmir : 70 km. Alaçatı – Çeşme : 7 km. Alaçatı – Ildır : 15 km. Alaçatı – Efes : 155 km’dir.
Türk-Yunan karışımı Ege mimari özellikleri,parke taşlı Arnavut kaldırımları ,yüzyıl öncesinden kalan yel değirmenleri ve sakız bahçeleriyle sevimli bir antik kasabadır.2015 tarihinde çıkan büyükşehir yasası ile belediyesi feshedilmiştir.2024 nüfusu 10.542’dir.
Antik çağdaki adı Agrilia olan Alaçatı’ya Erken Osmanlı Tarihinde Yaya Müsellem (Süvari Piyade) köyü olarak nitelendirilir. Bu dönemde köye yerleşen Alacaat Aşiretinden dolayı da adını Alacaat olarak alır.
1830 ‘lu yıllarda köyün önde gelenlerinden Hacı Memiş Ağa o dönemdeki depremler sebebiyle yoksullaşan Sakız adasında yaşayan Rum halkını köyün güneyindeki bataklığı kurutabilmek adına işçi vasfıyla köye çağırır. Maksat, sıtmaya yakalanmış bir köyü kurtarmaktır. Karşılığında işçilere toprak imar edilir.
Sıtma ve kanal çalışması sebebiyle 1850-1890 yılları arasında yeni köy denizden birkaç km. içeriye kurulur.Bu esnada tarlalarda, bağlarda çalıştırılmak maksadıyla bölgeya rumlar gelmeye devam etmektedir.
19.Yüzyılın sonunda Rum nüfusu o kadar artmıştır ki Alacaat olan köyün adı Artık Alatzata’dır. 1873 de Alaçatı Belediye Teşkilatı kurulmuştur.
Bağcılık ve şarapçılık bölgenin en önemli ticaret merkezi haline getirmiştir Alaçatı’yı. Zamanının en parlak dönemini yaşayan Alaçatı 1914 Balkan savaşından kaçan göçmenlerin bölgeye yerleşmesiyle Rumlar arasında panik ve dolayısıyla göç başlar. Yine Balkan Savaşlarından sonra Kolaşin Boşnakları ve Kosova Arnavutları iskan edilir. Mübadelen sonra ise Kavala,Kesriye,Kaaferya ve Karacaova göçmenleri yerleşir.

1923 yılında Yunanistan ile yapılan anlaşma ile Rumlar ile Türkler takas edilir. Böylece bölgeye Bosna ve Kosovadan Boşnak ve Arnavutlar, Selanik, Kavala, İstanköy ve Girit mübadillerininde gelmesiyle kısa sürede Alaçatı’nın nüfusu tamamen değişir ve adını da Alaçatı olarak alır.
Pazar yerindeki cami,cumbalı taş evler ,değirmenler bu kültür zenginliğinin kanıtıdır.Yörenin tarihi,onu hem yiten düşlerin hem de filizlenen umutların diyarı yapmış.
Günümüzde Alaçatı’nın tarıma elverişli topraklarında anason,zeytin,soğan ve enginar yetiştiriliyor. Bölgede turizmin yıldızı da parlıyor. Öyle ki kışın 8 bin olan nüfus yazın 50 bine ulaşıyor.
BOŞNAKLARIN ALAÇATI’YA YERLEŞMELERİ
Alaçatı’ya Boşnakların büyük çoğunluğu 1913 Balkan Harbi’nde gelmiş. Boşnaklardan buraya yerleşenler daha ziyade Kolaşinlidir. O dönemde buraya yerleşen 1 Novipazarlı Aile vardır.O yıllarda Boşnaklar Türkiye’ye 3 vapur ile gelmişler.1.vapurdakiler Halep’e gelir ama orada kolera ve diğer salgın hastalıklardan dolayı çoğu hayatını kaybeder.Hayatta kalanlar ise Adana’ya ordan da Alaçatı’ya gelirler.
2.Vapur doğrudan Çeşme’ye 3.sü ise Karaburun’a gelir.
Boşnaklar Alaçatı’ya yerleştirildiklerinde işlemeleri için geniş toprak sahibi olurlar. Boşnaklarda çalışkan insanlar burada rahat ediyorlar.Ama 1919’da Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla Alaçatı Boşnakları yine göç yollarına düşüyorlar.Manisa,Kütahya,Uşak,Afyon ve Akşehir’e gidip oralarda 3 yıl kadar kalıyorlar.Oralarda da toprağı işliyorlar ve durmadan çalışıyorlar.Boşnak gençleri de asker olup o dönemde düşman işgaline karşı savaşıyorlar. Kurtuluş Savaşı sona erdiğinde tekrar Alaçatı’ya dönmüşlerdir. Balkan Savaşı yıllarında Alaçatı’ya Kosova ‘dan ve Bosna’dan gelen Arnavut ve Boşnak göçmenlere Selanik (Karaferya’lılar), Kavala (Kınalı ve Karacaova’lılar), Girit ve İstanköy’den gelen mübadiller de eklenir ve Alaçatı nüfusu 10 yıl gibi kısa bir sürede tamamen değişmiş olur.
1923’ten itibaren mübadele sonrası Boşnaklardan Alaçatı’ya gelenler olacaktır.Bu sefer de iskanen toprak
dağılımı oluyor.Fiilen işledikleri toprak daha büyük olsa da tapula kişi başı 5 dönüm olarak dağıtılıyor. Bu durum uzun yıllar süren tapu davalarına neden olur.
Cumhuriyet döneminde Foça, Torbalı, Çeşme, Kuşadası ve Alaçatı bölgelerinde yeni muhacir yerleşimleri oluşturulması hedeflenmiştir. Bu bölgelerde vali başkanlığında, bayındırlık, sağlık, ziraat ve iskân müdürlerinden müteşekkil bir heyet yer tespiti için vazifelendirilmişlerdir. Yer tespitlerinde en çok dikkat edilen husus yerleşimlerin tren hatlarına, kara yollarına, sahil bölgesine yakın olması ve manzarasının da iç açıcı ve rahatlatıcı bir şekilde olmasıdır. Yeni yerleşim kurmak dışında bir kısım muhacirler için mevcut köylere de ek yapılarak iskân edilmeleri uygun görülmüştür
Alaçatı’ya göç eden Boşnak aileler :
Kaliç,Balijagic,Recepagic,Koliç,Martinoviç,Hot,Çosoviç,Mitsanoviç,Hasiç,Cukela,Baliç ve Kajaviçlerdir. Ancak bu kişilerin büyük bir kısmı 1940 yıllarında ekonomik sebeplerden dolayı özellikle Çamdibi’ne göç eder. Ülkedeki yanlış tarım politikaları nedeni ile insanlar fabrikalarda çalışabilmek ve çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlamak için yine göç etmiştir.
Alaçatı’da en büyük göçmen nüfus Boşnaklarındır. Daha sonra ise Arnavut ve Lozan mübadilleridir. Alaçatı’da eskiden Boşnakça,Arnavutça,Bulgarca,Rumca ve Türkçe konuşulurmuş. Farklı kültürlerden gelen bu insanlar sorunsuz bir şekilde bir arada yaşamışlar.
Alaçatılı Boşnaklar ,bulundukları yerlerde saygın kişiler olmuşlar,çalışkanlıkları ve dürüstlükleri ile giderek ekonomik durumlarını düzeltmişlerdir. Örneğin Nohutalan ,eskiden çok fakir iken şimdi oldukça zenginleşmiştir .Son yıllarda ekonomik krizlere kadar Alaçatılı Boşnaklar hep iyi durumda olmuşlardır. Ancak gençlerin tarımla uğraşmak istememesi nedeniyle gidip başkasının yanında çalışmayı yeğliyolar.

İzmir ve Mordoğan’a yerleşen Bosna ve Arnavutluk muhacirleri, daha önce bölgeye yerleşen muhacirlere yakın kalmaya özen göstermişlerdir.103 Nitekim ailesi Bosna’dan göç etmiş olan Mükerrem, şu ifadelere yer vermiştir: “Bazı insanlar denizi ilk kez gördüler çünkü dağlık bölgelerden geliyorlardı. Onların söylediğine göre çocukları deniz tutulmasına yakalanmış. Babam İzmir merkezde kalmadı. Tarıma yetecek toprağın olmamasına rağmen Alaçatı’ya gelmeyi tercih etti çünkü burada daha fazla Boşnak muhacir bulunmaktaydı.”
Bu arada belirtmeden geçmeyelim.Alaçatı Bosna Hersek’in Jajce şehri ile kardeş şehirdir.
Alaçatı’ya ulaşım çok kolay
Alaçatı’ya Türkiye’nin önde gelen birçok otobüs firmalasının düzenli otobüs seferleri var. İzmir’den Alaçatı’ya otobüsle ulaşmak için ise İzmir otogardan veya Üçkuyular ilçeler garajından Çeşme Seyahat otobüsüne binmeniz yeterli, 1 saat içinde Alaçatı’dasınız.
ALAÇATILI BOŞNAK KÖR VEZİRA
Alaçatı’da bütün Boşnak düğünlerinde KÖR VEZİRA gelip hem akerdiyon çalar hem Boşnakça şarkılar söylermiş.
“Alaçatı yezeromse zvala
Ti si mene mnogo ya dala
şarkısını söylerken herkesi coştururmuş.
Alaçatılı Balijagic sülalesi,Mohaç Savaşı’nın en önemli isimlerinden Malkoçoğlu Bali Bey’den üremiştir.Bali Bey,Mohaç Savaşı’nın kazanılmasında büyük yararlılıklar göstermiştir.Bu savaşa Boşnakların da katıldığı bilinir.
Yine Balijagicler’den Ahmed Aga’nın Karadağ prensini esir aldığı ve onun yalvarmaları ile onu serbest bıraktığı da bilinir.Bunun karşılığında Ahmetoviçlerden kimseye dokunmaması emri verdiği ve bugun Alaçatıdaki Balijagiclerin atasının da Ahmet Aga olduğu bilinir.
BORNOVA ÇİÇEKLİ KÖYÜ BOŞNAKLARI

Çiçekli Köyü İzmir Bornova’ya bağlı bir köydür.Mahallenin eski adı, 1900 yılı kayıtlarında Hamidiye olarak geçmektedir.Günümüzde bir mesire yeridir. Çok sayıda kahvaltı ağırlıklı bahçe lokantalar vardır. Nüfusun çoğunluğunu 60 yaş üstü oluşturuyor.
1984 yılında Büyükşehir olan İzmir’de, 2012 yılında 6360 Sayılı Yasa ile, tüm köy ve beldelerin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. Bu köy de Bornova Belediyesi’nin bir mahallesi olmuştur.2024 nüfusu 370’tir ancak yerleşik olmayanlarla beraber nüfus 700’ü bulmaktadır.
Köy İzmir’e 20 Bornova’ya 10 km uzaktadır.Köyün batısında Erzene,güneyinde Evka 3 ve Naldöken,doğusunda Yakaköy ve kuzeyinde Karaçam vardır. Toplu taşıma ile ulaşım için; İzmir metrosu ile Evka-3 durağında indikten sonra Çiçekli Köy minibüslerine aktarma yapılması gerekmektedir. Karşıyaka – Bornova dolmuşları ile gelinecekse, Manisa Kavşağı’nda inilerek Çiçekli Köy minibüslerine aktarma yapılabilir.
Misafirperverliğin oldukça fazla olduğu köyde bu yüzden kahve bile bulunmuyor. Köyde yaşayanlar ev gezmesine gider evin erkekleri de çoğunlukla zamanlarını hayvanları ile bahçeleri ile ilgilenerek geçirirler.Sokakların eğimine uygun olarak inşa edilen evleriyle doğayla bir simetri oluşturan ilçede evlerin mimarileri tipik köy yaşamının izlerini taşıyor.Bunun yanında 2 kolej de barındırmaktadır.
Köy muhtarı Zeki Güler’dir.Baba tarafı Fazlagiç anne tarafı ise Hadzovic’tir.
Köylülerin geçim kaynakları hayvancılık ve odunculuk oluşturuyor. Köylülerin eğitim seviyesinin çok yüksek olduğunu da söylemekte fayda var. Köy çocuklarının çoğunun üniversite mezunudur.
Köy meydanında bulunan Binlerce yıllık tarihi Hamidiye Camisi, günümüze dek korunmuş. Caminin yapılış hikayesi de ilginç. Padişah Abdülhamit’in bu köyde mola verdiği, halkla yaptığı sohbet sırasında köy halkının cami istediğini ve bu isteğin yerine getirilmesi için Abdülhamit’in talimat verdiğini, bunun üzerine 1878 yılında da cami inşa edildiği anlatılır. Bu caminin benzerinin Bosnada olduğunu da söyleyelim. Hatta birebir aynısı yapılmış.
Bunun yanında inşa edilmiş Fatih Sultan Köprüsü halen özelliğini yitirmemiş. Geçmişte Manisa ile Aydın arasında kervan yolu olarak kullanılan tarihi taş köprü, tüm görkemiyle ziyaretçilerin ilk durağı olmaya devam ediyor. Köprünün İpekyolu üzerinde bir ticaret yolu üzerinde olması önemini arttırmıştır.

BOŞNAKLARIN KÖYE YERLEŞMESİ
Bir rivayete göre Bosna Sarayevo’dan diğer rivayete göre Trebinje’den net olmamakla birlikte 1880’lerde göç eden 18 Boşnak Ailesi’nin gelip yerleşmiştir.93 Harbi muhaciri Boşnaklar tarafından kurulmuştur şeklinde bilgiler de var. Bir Boşnak köyü olan Çiçekli’de Bosna’dan göç etmek zorunda kalmış .18 aile İzmirde çeşitli yerlerde gezdikten sonra Bosna’ya çok benzeyen bu köye yerleşmeye karar verir.Gelen bu aileler geldiklerinde hayata tutunmaya çalışmış. Bu 18 ailenin ilk yerleştirildikleri topraklar Önce Karşıyaka Bostanlı’ya vermişler bunları. Orada sivrisinekten duramamışlar. Halkapınar’a geçmişler orası da öyle. Buralar Urla dolaylarındaki denize yakın yerlermiş. “Bosna’da deniz olmadığı için” karınlarını doyurmakta zorluk çekeceklerini düşünen köylüler dönemin yetkililerinin kapısını çalmışlar. Kendileri için daha uygun olacak topraklara yerleştirilmeyi talep etmişler.
Buraya ilk gelenler, Hamza Aliçkoviç(Adıgüzel), Ahmet Çatoviç (Erturun), Lütfü Vicenoviç(Görümlü).
Köyün olduğu yere geldiklerinde bir alay keklik kalkıyor, şimdi suyu kesilen çeşme de var, demişler burası güzel. Temiz hava, su, çam her yer, gitmişler istemişler, öyle gelip konmuşlar buraya.
Yeşiliyle, doğasıyla Bosna’ya benzeyen şimdiki topraklarını bulmuşlar ve yetkililerinin de izniyle buraya yerleşmişler. Av hayvanlarının olması ve tarıma uygunluğu nedeniyle bu toprakları yurt olarak benimsemeleri de zor olmamış. İlk zamanlar kendilerine yeten tarım ve hayvancılık yıllar içinde toprakların miraslar yoluyla bölünmesi, nüfusun da artmasıyla yeterliliğini kaybetmiş.
Başlangıçta rençberlik , bağ, bahçe, hayvancılık,tütüncülük gibi işler yapmışlar. Çevre köyler karasabanla çift sürerlermiş, onlara demir pulluk kullanmasını öğretmişler. Derken savaşlar, Çanakkale’de 15-20 kişi kalmış bu köyden, giden 10-12 sene askerlik yapmış. Sonra Yunan işgalinde çok perişanlık çekmişler. Köy kurulduktan sonra ilk cami yapılması için finans sağlayan Abdülhamit olmuş. Köy Kurtuluş Savaşı’nı da yaşamış burada. Burası o dönemde yayla gibi göründüğü için Yunanlılar fazla zarar vermemiş bölgeye. Yaklaşık 1 km yukarıda Palamut Köyü varmış. O köyü yerle bir etmişler. Ölü numarası yapan bir kişi dışında herkesi katletmişler. Başka bir rivayette de 3 kişi kurtuldu denir. O kurtulan kişi de Bornova’da ‘Fırıncı İbrahim’ olarak bilinen kişinin dedesiymiş. O köy şu an maalesef yok. Köy Girit’ten gelenlerin yerleştiği ve Rumca bildikleri için neden Girit’ten geldiniz buraya diye, onun için daha fazla katliam yapmışlar. Çiçeklide ise ilk muhtar Rasim Çavuş Rumca bildiği için köyü katliamdan kurtarmış.
Boşnaklar yakın zamanlarda ise İzmir ve Bornovada sanayiye yönelmiş ve buralara göç vermişlerdir.
KÖYDE BULUNAN BOŞNAK SÜLALELER
Çatoviç ( Gül soyadını aldılar)
Fazlagiç ( Güler soyadını aldılar)
Alikoviç ( Adıgüzel soyadını aldılar)
Viçen( Görümlü soyadını aldılar)
Hadzoviç( Erturun soyadını aldılar)
Pırnat ( Aykoç soyadını aldılar)
Pirinç ( Küçükgöz soyadını aldılar)
Kabiloviç (Yılmaz soyadını aldılar)
Muçin ( Bozkurt soyadını aldılar)
Saraçoviç ( Habibe Adaş soyadını aldılar)
Buboviç ( Erkoç soyadını aldılar)
İsmailoviç ( Erden soyadını aldılar)

Köyde Boşnak adet ,gelenek ve görenekleri eskisi gibi yaşatılamamaktadır. Bunda karışık evlilikler ve her Boşnak yöresinde olan kültürel izalasyon etkili olmuştur. Oysa Bornova gibi Boşnakların yoğun yaşadığı yöreye çok yakın bu bölge. Yaşlıların bile Boşnakçayı çok az bildiği düşünülürse varın siz anlayın gerisini. Çiçekli Köyü, Boşnak göçmenlerin Anadolu’ya uyum öyküsünün canlı bir örneğidir
BUCALI BOŞNAKLAR
Hazırlayan: Şevket KOÇ-Ozan Erbay Kajevic

Buca, Türkiye’nin Ege Bölgesi’ndeki İzmir iline bağlı bir ilçe ve belediyedir. İzmir şehir merkezine oldukça yakın ve kentin en kalabalık ilçelerinden biridir.İzmir şehir merkezinin yaklaşık 9 km güneydoğusunda yer alır. Nif Dağı’nın güney eteklerinde kuruludur ve verimli, hafif engebeli araziye sahiptir.İlçe yüzölçümü yaklaşık 178 km² ve nüfusu 2024 itibarıyla yaklaşık 523 000 kişidir; bu da onu İzmir’in en kalabalık ilçesi yapar.
Kuzeyinde Konak,kuzeydoğusunda Bornova,doğusunda Kemalpaşa,güneyinde Torbalı,güneybatıısnda Menderes,batısında Karabağlar ve Gaziemir vardır.
Hazırlayan: Ozan Erbay Kajevic (KAVALCIOZAN)
İzmir’in güneydogusunda yer alan Buca, üzümü ile meshur bir ilçedir .Eskiden Levanten Rum Yunan ve Ermeni ailelerin yasadığı bir yerdir. Buca’nın tahmini nüfusu 600 bindir. 49 tane mahallesi vardır .Eski mahallelleri Yanıkkahveler, Yaylacık ,Adatepe ve Kozağaç’tır.
Buca, mübadele zamanı İzmir’i terkeden Levanten ,Rum ,Yunan ve Ermeni ailelerin evlerine Balkanlar’dan göç eden Macırlar yerleştirilmiştir. Bu macırlar arasında Bosna Hersek, Hersek bölgesi, Mostar,Zenica,Banjaluka,Sarajevo,Gaçko Nevesinje,Bijelopolje,Novipazar,Pljelvlja,Podvelez, Çaplanije, Jablanica ve Rogatica’dan gelen Boşnaklar vardır .
Buca’daki Boşnak nüfusu tahmini olarak 15000 kişi , belki biraz daha fazladır .Buca’daki Boşnaklar’ın bazıları 1876- 1925 arası göç etmişlerdir. Boşnaklar ; Adapazarı, İnegöl ,Adana ve Ödemiş’te ikamet etmiş daha sonra Buca’ya yerleşmişlerdir .Bu sülaleler: Ciho -Kebo- Maric- Voloder- Mazgic- Mahinic –Şator-Şuta-Koliç-Maksumic-Dizdarevic(Mostar Dracevice- Gnojnice Nevesinje) Arıkovic (Rogatica) -Baliç-Bliskovac-Bahor-Resulovic-Durakovic(Srebrenica-Mostar)-Pijuk-Brankovic-Rızvanovic-Durcanbegovic (Banjaluka) Agovic (Hadzic) Tanovic-Talovic-Brkovic–İsmailagic-Zubovic- Catic –Voljevica-Hasanbegovic-Peziç-Softiç-Pobric-Grebovic-Kuçin-Rahiç-Kijamet-Şabanovic-Catovic Zvizdic–(Gacko–Gacanin) Yakupovic(Sarayevo)Bahor-Durakovic-Zubovic ve Bolic (Sarajevo)dir.
Boşnaklar Buca’ya 1876,1885,1915,1922,1935,1959 ve 1970 ‘de gelen Boşnaklar vardır.1924- 1930 arası Şahoviçi katliamı sonrası Sancak bölgesinden Türkiye’ye göç eden İzmir’e göç eden Sancaklı Boşnaklar Buca’ya daha evvel göç eden rahmetli Beytullah Çifçi (Koca Beyto ) davetiyle gelen bazı aileler (Koliç, Kajeviç, Hadzibulic,Hasanbegoviç,Zvizdic,Pepic, Hot,Pijuk,Drplenin,Hrapovic,Hajdarpasic,Ljuca,Mekiç,Banda,Bahor ve Çatoviç) vardır . Daha sonra 1950’li yıllarda ve 1970’li yıllarda göç olmuştur. Buca’ya göç eden Boşnaklar Adatepe,Yaylacık,Yanıkkahveler,Kırıklar, Kaynaklar,Kozağaç ve Şirinyer’de ikamet etmektedirler. Genelde arıcılık, tütün ,üzümcülük,hayvan cılık ve celeplik yapmışlardır.
Bunun yanında Kıjamet ailesi Bakkal ve Arabacı Dzemal Kıjamet ( Gümüş) ve kardeşi arabacı ve üzüm yetiştirici Recep Gümüş 1927’de Bijelopolje ve Novipazar’dan Buca’ya yerleşmiştir.
Bu ailelerin bir çoğu Buca Adatepe Mahallesi’nde ikamet etmektedirler. Birçok Boşnak Buca’da lakaplarıyla tanınırdı. Boşnak Mümin Aga -Koca Beyto- Köse Selim -Cıkcık Mustafa -Arabacı Yusuf- Küçük Murat- Bakkal dedo -Bakkal Adil- Kalaycı Ramiz -Kahveci Rahmi- Boşnak Murat- Usta Boşnak Alo -Kazım Turcin- Berber Sadık -Arabacı Nusret -Arabacı İzzet- Ömer Çavuş- Zahir Çavuş- Ali Çavuş -Genç Osman ve daha bir çoğu lakaplarıyla anılırdı Buca’da.Bu isimlerin hepsinin aileleri ve akrabaları Buca’da yaşamaktadır .

Buca’da Yaşayan Bazı Boşnak Sülalelerinin Türkçe Soyadları
İncigülcan-Tezer-Gündoğan-Erbay-Uçarol-Ongun-Matmeriçli-Erdeş-Yakut-Bayındır-Günduru-Yüksel-Bürün- Beysun- Özgüvenç-Özakis-Közhendek- Bural- Ulcay- Nezir- Bölük-Sancak-Kılınç-Tezer-Avcı-Arık-Matmeriçli-Başkaya-Nergiz-Yeşilovalı-Ekizler-Tank-Çifçi-Diringa-Bozlu-Yurteri-Adanır-Acet-Cihan-Ceyhan-Türküsev-Budinli-Bozkurt-Kayalı-Kayadibi-Kaya-Karadan-Küçükkaya-Tan-Yapalı-Atgin-Kıran-Bulut-Turçin-Uçarol-Közhendek-Erdeş-Şenkıraç-Şanlı-Budan-Özşenler-Şekercisoy-Gümüş-Sakal
ÇAKMAKLI KÖYÜ BOŞNAKLARI

Çakmaklı Köyü İzmir Aliağa ilçesine bağlı kırsal bir mahalledir. Köyün isminin denizde bulunan çakmak taşlarından geldiği ileri sürülür. Köyün Aliağa ilçesine uzaklığı 11 km İzmir’e ise 59 km’dir.
Daha önceleri İzmir ili Foça ilçesine bağlı olan köy, 21 Ocak 1982 tarihinde, yeni kurulan Aliağa ilçesine bağlanmıştır. 1984 yılında Büyükşehir olan İzmir’de, 2012 yılında 6360 Sayılı Yasa ile, tüm köy ve beldelerin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. Bu köy de Aliağa Belediyesi’nin bir mahallesi olmuştur.
2024 verilerine göre nüfusu 844 olan köyde 144 hane vardır.Köy daha ziyade bir tatil kasabası gibi.Sokakları İstanbul’da bile nadir görebileceğimiz düzgünlükte parke taşlarıyla kaplıdır. Evleri biraz eski olmakla birlikte 2-3 kattan yüksek ev yok gibidir. Herkes birbirini tanıyor; insanları gayet doğal ve samimidir.Köydeki neredeyse tüm arabaların üstünde Bosna yapıştırmaları var, bir tane de değil üstelik, birkaç tane. Evlerde mobilyalar Bosna yapıştırmalarıyla süslenmiştir.Bu da köy halkının geldiği yer olan Bosna’yı unutmadıklarını ve kültürlerine sahip çıkmak istediklerinin göstergesidir.
BOŞNAKLARIN KÖYE YERLEŞMESİ

Köye Boşnak yerleşiminin hikayesi 1898’e dayanmaktadır.Bu dönemde Avusturya Macaristan imparatorluğu işgalindeki Boşnak halkı anavatan gördükleri Osmanlı’ya doğru harekete geçer. Köye Bosna’nın Krajna bölgesinin Bihaç şehrinin Tsazin, Gata, Brekovitsa köyleri ile Gradişka şehrinin merkezinden ve Orahova,,Liskoviç köylerinden ve Prijedor şehirlerinden gelen aileler yerleşir.Bunun yanında Sarajevo’dan gelenler de vardır.
1900’lü yılların başında önce Selanik’e göçmüşler. Bu göç sırasında çok büyük sıkıntılar çekmişler. Selanik’e geldiklerinde Katerina adlı bir kasabada 300 haneli bir köy kurmuşlar ve burada 3 yıl kalmışlar. Daha sonra da Selanik merkeze geliyolar. Birinci Balkan Harbi’nde Selanik işgale uğrayınca 1,5 ay boyunca Selanik’te toplanmışlar. Bir buçuk aylık bu süre içerisinde de çok büyük sıkıntılar çekmişler; camilerde, medreselerde, hayvan barınaklarında yaşamışlar. Selanik’in kaybedilmesi üzerine Osmanlı Devleti’nin gönderdiği gemiyle 1908’de İzmir’e gelmişler. İzmir’de bir yıl süreyle Ödemiş’te kaldıktan sonra bugün yaşadıkları köy olan Çakmaklı’ya yerleşmişler. Bu süreçte Karpuzlu köyü,Menemen Helvacı köyü gibi yerlere de yerleşen Boşnaklar Çakmaklı’da Yunanlılar ile yaşadı.Yunan işgali sona erince Karpuzluya giden Boşnaklar tekrar Çakmaklıya yerleşir. Bu Boşnakların göç hikâyesi, göç sırasında yaşadıkları sıkıntılar, zorluklar Türkiye’ye göç eden bütün Boşnak ailelerinin yaşadıklarının adeta aynada birer yansımasıdır adeta.

Köye ilk olarak 10-12 sülale gelip yerleşir. Devlet Yunanlılardan kalan ev ve işleyecekleri kadar arazı yardımında bulundu. Daha sonraki süreçte ise Buradaki Boşnaklar kendi emekleri ile toprak ve ev sahibi oldu.
KöydeAlčevič,Besič,Bajrič,Balič,Bahtič,Čamćič,Dedič,Elkasović,Fatkič,Kırlanič,Musič,Nuhič,Rečič,Serič,Sejkič ve Zakučenič sülaleleri yaşamaktadır.
Günümüzde Beşiçlerden iş adamı Zekai Erşan ,askeriyede pilot Sertaç Yavuz(Sejkiç),doktor Celaleddin Gayır,avukat Gülcan Atkın(Fatkiç),Öğretmen Gülçin Atkın,futbolcu Volkan Özcan( Zakuçeniç),futbolcu Kadir Atkın gibi tanınmış Boşnaklar vardır.
Çakmaklı’da en yaşlı insan bile Çakmaklı doğumlu. Yaşlılar Boşnakça da biliyor, orta yaştakilerin bir kısmı Boşnakça bilmiyor, gençlerde ise Boşnakça bilen sayısı çok az. Bundan ötürü olsa gerek köyde yaşayanlar ve özellikle de gençler Boşnak kültürüne adeta “Açlar”. Gençler,Boşnakça bilmemelerini bir eksiklik olarak görüyor, haksız sayılmazlar. Boşnak kültürüne olan ilgileri sözlerinin satır aralarından anlaşılıyor. Kültürel kimliklerinin eridiğinin, erimekte olduğunun farkındalar.
Boşnak kültürü köyde yaşatılmaya çalışılmaktadır ama maalesef her Boşnak yöresinde olduğu gibi asimilasyona doğru kendi rızalarıyla gidilmektedir.
Kültür olarak yemek kültürü yaşatılmaktadır.Boşnak börekleri,Klukuşa,Livaça,Hurmitsa,Kaça- mak,Maslenitsa gibi yemekler yaşatılmaktadır.
Akraba evliliği olmayan köyde komsu kızı bile alınmaktadır. Gelinlerin yüzde 80 diyebileceğimiz oranda dışardan alınır. Dışardan dediğimiz ya akraba olmayan ya da diğer Boşnaklardan alınır. Horoz gediği köyünden ( Arnavut ) gelinleri alınmıştır. Kozbeyli yörüklerinden de gelinler alınmıştır.
Kız isteme,kına gecesi,düğün gibi adetlerde eskiler yaşatılmaktadır.Diğer Boşnak köyleri ile ilişki güzeldir.Birbirileri ile görüşmeleri devam etmektedir.
Köyde okul bulunmakta köyün okuma seviyesi yüksektir.Yaşlılar bile okuma yazma bilmektedirler.
GERDEME -GÖKÇEYURT KÖYÜ BOŞNAKLARI

Gerdeme veya diğer ismiyle Gökçeyurt Köyü,İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı bir köydür. İlçeye 30 km uzaklıktadır. Köyde 2024 nüfusuna göre 254 kişi yaşamakta olup 100 hane vardır.Kanalizasyonu bir mahalle hariç vardır.Köyde,su şebekesi mevcut olup ilkokul taşımalı eğitim olarak Halilbeyli köyünde yapılmaktadır.Mahallenin eski adı cumhuriyetkuruluşuna kadar kayıtlarda Selimiye Mahallesi olarak geçmektedir.
1870’li yılların sonunda Boşnaklar yerleşti.Mostar ve Bubuşka tarafından göç almıştır.Turgutlu,İstanbul, İzmir ve Kemalpaşa tarafına göç ettiler. Mahiç,Beşaroviç,Gabohçiç,Dizdaroviç,Fazlagiç,Çehriç,Başiç,Şukaliç,Fazlinoviç ve Tukur gibi sülaleler köyde yaşamaktadır .Bosnadan gelen Boşnaklar ilk olarak Tepe Boşnaklar olarak gelir ordan da Halilbeyliye verilirler ve son olarak Gerdeme köyüne iskan edilirler.Diğer derneklerle ve Boşnaklarla irtibat devam ediyor.
Gerdeme ismi Bosna’daki bir tür ottan gelir.Yabani ot olarak bilinir.Aynısı köyde de bulunduğundan yine aynı isimle adlandırılmıştır.

Köyün temel geçim kaynağı daha önceleri tütüncülük iken şu an meyvecilik(kiraz üretimi de dahil ) ve esnaflık yapmaya başlamıştır.Bunun yanında hayvancılık da geçim kaynakları arasındadır.Büyükbaş hayvancılık ve tavukçuluk hayvancılık türlerine girmektedir.
Gerdeme veya Gökçeyurt Köyü Boşnak kültürünün yaşatıldığı köydür.Mesela Boşnak yemekleri ve Pita’sı yapılmaktadır.Bir de Babina adetleri devam eder.Bunlar birkaç örnek..
Her Boşnak yerleşim yerinde olduğu gibi ,Gerdeme’de de Boşnakça konuşmada problemler yaşanmaktadır.Köyün yaşlıları dışında pek fazla kullanılmayan dilimiz,maalesef burda da gençler ve çocuklar tarafından kullanılmamaktadır.
TURGUTLULU BOŞNAK YUSO
Yuso Bosnalı varlıklı bir ailenin tek çocuğudur. Fakat Yuso’nun gözünün önünde Sırplar anne ve babasını öldürmüşlerdir. Yuso da o zaman kafayı bozmuştur .Bosna’daki Boşnaklar Türkiye ‘ye göç ederken Yuso’yu da yanlarında getirirler. Burada bütün Boşnaklar Yuso’ya sahip çıkar. Bosnalı varlıklı bir ailenin tek çocuğu olan Yusuf Türkiye’ de Yuso olarak biliniyordu
HALİLBEYLİ KÖYÜ BOŞNAKLARI

Halilbeyli ,İzmirin doğusunda bulunan Kemalpaşa ilçesine bağlı 29 köyden bir köydür.İzmir iline uzaklığı 45 kilometre, Kemalpaşa ilçesine uzaklığı ise 24 kilometre mesafededir. Manisa il sınırına yakındır. Manisa iline bağlı Turgutlu ilçesine 10 kilometre mesafededir. 2024 nufusu 1403 kişi olup 1928 yılından beri aynı ismi kullanmaktadır.1984 yılında Büyükşehir olan İzmir’de, 2012 yılında 6360 Sayılı Yasa ile, tüm köy ve beldelerin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. Bu mahalle de bağlı olduğu Bağyurdu Beldesi’nin tüzel kişiliği kaldırılınca, doğrudan Kemalpaşa Belediyesi’nin bir mahallesi olmuştur
Her ne kadar Boşnak köyü olarak anılsa da ilk kurucusu zengin bir ağa olan Halil bey adında bir şahıstır. Halil bey zengin bir zat olup Halilbeyli’de bir çiftliği ve çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvanı varmış. Halen köy çarşısında bulunan çeşmenin bulunduğu yerde küçük bir kaynak (şu an yok kuruduğu sanılmaktadır) olduğundan yerleşime uygun olduğundan buraya yerleşildiği sanılmaktadır. Bu anlatılanlar ışığında Köyün 1740 yılları civarında kurulduğu düşünülmektedir.
BOŞNAKLARIN KÖYLERE GÖÇLERİ

Köye Boşnak göçlerinin 1850’lerden sonra ve bazı rivayetlerde 1860’lardan sonra başladığına dair bilgiler geçmektedir.Köye iki farklı zamanda Boşnak göçü olmuştur.Diğer dönem 1878 Berlin Antlaşması sonrasıdır.Bilindiği üzere Berlin Antlaşması ile Bosna Hersek ,Avusturya Macaristan’a geçici (!) olarak bırakılmıştır.Bunun yanında 1902 tarihli belgeler ve 1893 tarihli Osmanlı arşivlerinde köyle ilgili belgeler vardır.
Köye gelen Boşnakların tamamı Hersek Boşnaklarıdır.Geldikleri yerlerMostar,Stolac,Bihaç,Trebinje ve Lubinje ile civar köylerindendir. İstisnai olarak 1925 yılında Zenica’dan ve Bijelo Polje’den gelen aileler olmuştur.
1850’lerden sonra gelenler 35-40 civarı aile olmuştur.Bu da ortalama 120 civarı insan demektir.1878 sonrası ise 40-50 civarı ailenin geldiği ve ortalama 150-160 kişi olduğu kabul edilmektedir.
Halilbeyli Boşnakları’nın ilk adresi Aydın ve yöresi olacaktır.Ancak bölgenin tütün yetiştiriciliğine uygun olmaması nedeniyle daha sonra bugünkü köye gelmişlerdir.Köy topraklarının devlete ait ve boş olması hem tarım arazisi olarak kullanılmasında Osmanlı ekonomisine destek olacak hem de göçmenlerin yerleştirilmesinde kolaylık sağlayacaktır.Köyün iklim ve toprak şartlarının uygun olması Boşnakların buraya yönelmesinde etkin bir faktör olacaktır.Mesela köye yerleşen Zaim Hajroviç önce Afyon tarafına yerleşecek ancak Afyonun soğuk iklimine dayanamayıp ailesiyle Halilbeyli köyüne yerleşecektir.
Devlet köye gelen Boşnaklara yardımlarda bulunmuştur.Halilbeyli köyünde yaşayan bir Boşnak göçmen Halilbeyli köyüne göç eden dedelerinin zorluklar yaşadığına değinirken aynı zamanda Osmanlı devletinden aldıkları yardımları da ifade ederek şöyle demektedir: “… Devletten büyük yardımlar görürler, devlet onlara yer ve yurt vermiştir. Mesela benim dedem Bosna’da oldukça varlıklı bir ağa iken burada kahvehane çalıştırarak hayatını devam ettirmiştir”
Halilbeyli Köyüne Dubrovnik limanından 450 kişi gemilere bindirilerek getirildiği ve yerleştirildiği bilgileri de vardır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Halilbeyli Köyü’ne sırf müslüman olduklarından dolayı zulme maruz kalmış Boşnakların çok daha erken vakitlerde o da 1550- 1600 yılları arasında yerleştiklerinden bahseder.
Halilbeylili Boşnaklar köye yerleşmeleriyle beraber biraz dışa kapalı hayat sürmüşler.Mesela evlilikler hep kendi aralarında yapılırmış.Daha sonra Boşnak olmayanlar ile evlilikler yapılır. Halilbeyliye yerleşen Boşnaklar Türk dilini öğrenmekte zorluk çekmişler ya da çok geç öğrenmişlerdir.Okula gittikten sonra Türkçe dersleri görerek Türkçeyi geliştirirler.Zaman ilerledikçe Anadolu halkıyla samimiyetleri de artar bazen aralarında evlilikler de gerçekleşmeye başlar.
Köye yerleşen Boşnaklar,1995 yılına kadar tütün yetiştiriciliği yaparken daha sonra büyükbaş hayvancılığa yöneleceklerdir.Bugün köyün %90’ı büyükbaş hayvancılığı yapmakta ve köyde 5-6 bin civarı büyükbaş hayvan bulunmaktadır.
Halilbeyli’de Boşnak kültür ve geleneklerinin anlatılması ve tanıtılması amacıyla Boşnak Evi açılmıştır.Burada eski Boşnak kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Ayrıca köyde 2014 yılında Boşnak Derneği kurulmuştur.Dernek aynı yıl Bosna’daki büyük sel felaketinde sıkıntılara maruz kalmış Zenica Bölgesi’ne Kurban yardımında bulunarak destek çıkmaya çalışmıştır.Dernek aynı zamanda Türkiye Boşnak Federasyonu’na üyedir.

Köyde bulunan belli başlı Boşnak sülaleleri
Tırtak,Agic,Biric,Nikic,Plemic,Avdic,Durmişeviç,Galijatovic,Sehovic,YakupovicYakvovic,Semizovic,Behramovic,Kurjenic,Ramic,Cure,Baliç,Çerimagiç,Şariç,Tırbona,Dervişagiç,Zvizdiç,Alagiç,Zuliç,Malakos,Erkoçeviç,Haviç,Baboviç,Bayriç,Pirinç,Cuheriç,Şabanoviç,Praskaviç,Mihiç,Mollamihiç,İbriktaroviç,Zubceviç,Şujak,Krajina,Kırpo,Pesiç,Haciahmetoviç,Alihociç,Kresoşişiç,Hacıjahoviç,Muciç,Laliç,Fetahiç,Tabakoviç,Cure,Gujiç,Çatoviç,Glavniç,Ljepiç,Krajişnik,Çegoviç ve Hacıismailoviç gibi sülaleler yaşar.
HALİLBEYLİ ÜZERİNE BİR YAZI
KEMALPAŞA’DAKİ BOSNA HERSEK
Yazar: Rahim Sağ

Kaybedilmiş Osmanlı topraklarından yurdumuza değişik tarihlerde ve değişik nedenlerle göç eden / göç etmek zorunda kalan Bosna Hersekli yurttaşlarımız olan “Boşnaklar”, Kemalpaşa’da daha çok Halilbeyli, kısmen Gökçeyurt ve Kemalpaşa merkezde ikâmet etmektedirler. Öte yandan Boşnaklar ve Boşnak varlığı Kemalpaşa’nın en önemli kültürel, etnografik ve tarihsel zenginliklerindendir…
Halilbeyli, Kemalpaşa’nın en uzak mahallelerinden biri; uzak dememden maksat Kemalpaşa ile Turgutlu arasında olmasına rağmen Turgutlu’ya daha yakın bir konumda bulunması. Bu coğrafî konumu, açıkçası Halilbeyli’yi “arada” bırakmış görünüyor. Oysa Halilbeyli, Kemalpaşa’nın hem ekonomik hem kültürel varlığına katkı yapacak zenginlikleri ve vazgeçilmez pek çok değeri barındırıyor. Bunları madde madde yazacağım ama önce tarihsel sürece bakmamız gerekiyor.
Osmanlı Devleti’nin 1463’te önce Bosna’yı sonra da 1483’te Hersek’i alması ile Bosna Hersek olarak anılan bölge tamamen Türk egemenliği altına giriyor. Aradaki zaman dilimine ve II. Mehmet (Fâtih Sultan) ile II. Beyazıt dönemine denk gelecek bir sürece yayılmasına rağmen Bosna Hersek halkının inanış bakımından kendilerini Katolik ve Ortodoks Hristiyanlardan farklı konumlandırmaları, Müslüman kimliğe daha yakın hissetmesine ve İslam inancının bu bölgede hızla yayılmasına yol açıyor. Bu, Osmanlı topraklarının kaybedilmesinden sonra Boşnakların, göç nedeniyle öncelikle Türkiye’yi tercih etmelerinin de ilk nedeni aslında.
İşin özüne bakılırsa Osmanlı Devleti, sadece “toprak” kaybetmiyor Bosna Hersek’te… Bu bölgede bulunan ciddî bir kültür mirasını, edebî ve ilmî birikimini de kaybediyor. Çok da ayrıntıya girmeden konuyu özetlemem gerekirse Bosna Hersek kökenli insan varlığı Osmanlı Devleti’nin kültüre, bilimsel ve edebî kimliğinin de aynı zamanda kaynağı durumunda. Sadece bir fikir vermesi açısından küçük bir ayrıntı ile anlatmaya çalışacağım.
Âşık Çelebi, Türk Edebiyatı’na kaynaklık eden önemli bir tezkire yazarıdır, Miladî tarihle 1520’de doğmuş ve kendi bilgilerine dayalı olarak bir tezkire yazmıştır: Bu arada “tezkire” divan şairlerinin, din ve tarikat büyüklerinin hayatlarını anlatan biyografik kitaplardır. Âşık Çelebi tezkiresinde “Prizren’de oğlan doğsa adından akdem (önce) mahlas korlar. Yenice’de doğan oğlan papa (baba) diyecek vakit Farisî (Farsça) söyler; Priştina’de oğlan doğsa diviti belinde doğar derler.”
Osmanlı Devleti’nin siyasî ve askerî alanda ciddî güç kaybettiği, bölgede büyük ölçüde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun egemenlik alanının Bosna-Hersek’e kadar uzandığı dönemde ilk Boşnak göçü 19. yüzyıl ortalarında yani 1850’li yıllarda başlar. Toprakları Hristiyan bir devlet tarafından işgal edilen Bosna Hersekliler, kimliklerini “Müslüman Milleti” kendi tabirleriyle “İslamski Millet” olarak tanımladıkları için kendilerini huzurlu / güvenli hissetmedikleri “öz” vatanlarından yeni yurt saydıkları Anadolu’ya göçe başlarlar; bu, öncelikle güvensizlik sonra da inanç bağlılığına dayalı “bilinçli” ve “tercihli” bir göçtür. Halilbeyli ile Turgutlu arasında yer alan ve Boşnak Tepe olarak adlandırılan bölge bu göçün ilk yerleşim alanıdır.
Güvenlik endişesi içinde olan Bosna Hersekli Müslümanlar, kendileri için huzurlu bir yerleşim lokasyonu ve buna paralel olarak bir de göç rotası hazırlarlar. Bu rota, karayolu ile Hırvatistan üzerinden gidilen Adriyatik Denizi’ne limanı bulunan Dubrovnik’tir. Acıdan, zulümden, can korkusundan kaçan Boşnaklar için Dubrovnik Limanı son çıkış, umut ve kurtuluş kapısıdır. Bosnalı Müslümanların en büyük endişesi kendilerini çok daha güvende hissedecekleri bir Türk kıyısına ulaşamamaktır.
Boşnak göçmenleri taşıyan iki gemi Dubrovnik Limanı’ndan dualarla yola çıkar. Bu iki gemi Türkiye istikametinde ilerlerken gemilerden biri arızalandığı için mecburen Arnavutluk’taki Draç Limanı’na demirler. Personelin gemiyi tamir çalışmaları nedeniyle yolcu Boşnaklar gemiden inerler ancak gemi tamiri artık ne kadar uzun sürdüyse yolcular kendilerine bu bölgede, Arnavutluk’ta yeni iki özerk yerleşim alanı kurarlar…

Boşnakların ikinci ve en büyük göçü ise Osmanlı tarihinde “93 Harbi” olarak anılan (Milâdî 1876-77) ve büyük ölçüde Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u bile Yeşilköy’e kadar kaybettiğimiz süreçte yaşanır. Bu aslında tam bir felâkettir; ama bu çok üzücü süreç Boşnaklar için ilerleyen yıllarda artarak devam eder. Boşnakların, Berlin Antlaşması’ndan (1878) sonra başlayan ve adına “78 Göçü” dedikleri muhacirlikleri de bu sürecin sonucudur ve Osmanlı Devleti’nin gücünü savaşlarla kaybettiği her geçen felaket senesi yeni göçlere neden olur.
Osmanlı Devleti egemen olduğu topraklarda gücünü yitirmiş ve mecburen Üsküp, Manastır ve en son 1911’de de Selanik’ten çekilmek zorunda kalmıştır. Selanik ki, son çatışma noktasıdır; yani “Selanik” aslında İzmir’dir…
Bosna Hersekli Müslümanlar için acı süreç ne yazık ki bitmemiştir. 1990’lı yıllar, bizim “Srebrenica Katliamı” olarak andığımız ve Avrupa’nın tam ortasında Sırplar’ın Boşnakları katlettiği süreci Türk kamuoyu İslamcı ya da Milliyetçi kimliğe sahip kimseler söz konusu etmezken ilk dile getiren o dönem pek etkinliği bile olmayan -sadece- bir siyasi partinin lideri olan Bülent Ecevit olmuştu ve açık açık “Bosna Hersek’te büyük bir soykırım yaşanıyor.” dedi.
1990’lı yıllarda Sırpların Boşnaklara uyguladığı soykırım sadece Türk kamuoyunun değil dünya kamuoyunun da gündemine de girdiğinde “uygar” Avrupa bu duruma sessiz kal(a)madı. Çünkü Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tanık olunan en büyük ve en trajik katliam Bosna Hersek’te yaşayan Boşnakların yaşadığı soykırımdı.
Avrupa’nın uygar kimliğine uygun olarak Boşnak ve Sırp tarafları görüşmeye çağırıldı ve bu süreçte taraflar kendi görüşlerini hukuksal bir dille ifade etti. Taraflar, Hristiyan inanca sahip Sırplar ile İslam inancına sahip Boşnaklar’dı. Aslında bu görüşmeyi asıl çözümsüz kılan da Boşnakların Müslüman kimliğe sahip olmasıydı. (Oradaymış gibi yazıyorum ama bunlar açık kaynaklarda yer alıyor.) Görüşmelerin ilerlediği süreçte, Boşnakların haklarını, katliama uğradığını savunan kişi Aliya İzzetbegoviç’ti, Boşnakların efsanevî lideri. Aliya İzzetbegoviç’in artık görüşmelerin hiçbir sonuca ulaşamayacağına inandığı bir noktada birden ayağa kalkarak Boşnakların uğradığı zulmü anlatamamamın çaresizliğiyle “Ben -artık- İstanbul’a gidiyorum!” diyerek salonu terk ettiği bilinir. Çünkü Osmanlı’nın güçlü egemenlik dönemlerinde “İstanbul’a gitmek”, “gitmek durumunda” kalmak müzakerenin seyri için en büyük diplomatik hamle sayılırdı.
Aliya İzzetbegoviç için Boşnakların uğradığı katliam ve soykırıma ilişkin son çare Osmanlı Devleti’nin başkentine gitmekti; çünkü İstanbul (Osmanlı Devleti’nin başkenti) ve aslında adaletin sağlandığına inanılan tek yerdi. Aliya İzzetbegoviç, bu sert jesti yaparak mazlum Boşnakları Sırpların zulmünden kurtaracağına inanıyordu. 1990’lı yıllarda bile Osmanlı erkinin ve başkentinin adaleti tesis eden güç olduğu imajı-ikonu belli ki hâlâ vardır.
Böyle bir yazı yazacağımı hiç söylemeden (önce) Halilbeyli’de yıllardır sohbet ettiğim ve orada ikâmet eden Mustafa Amca’ya (Celep) gittim. Her zamanki ya da yakın zamanki gibi konusu yine Bosna Hersek idi… Mustafa Celep, benim onu hiç tanıdığım zamanda da Bosna Hersek’te, bu gün de Bosna Hersek’te yaşayan; yani özetle Bosna Hersek ile 24 saat yaşayan biri… Ama bu çabalarını asla basite indirgememek gerek: “Türkiye’de Bosna Hersekli kim var denilince akla ilk gelen isimlerden biri de Mustafa Celep. Bir insanın, üzerinde ısrarla vurgulandığı bir “yaşam biçimi ya da amacı” olması, bence “onur verici.” Hattâ onurlu “kişisel” bir duruşu olduğunu çok net gösteriyor…
Mustafa Celep, o gün, benim ilk kez duyduğum bir şey söyledi: “Parsalılar (Bağyurdulular) bizi küçümsüyorlardı, bize ‘Gavur’ diyorlardı.” dedi. Bunu bana gülerek anlatıyordu ama yüzünde, içindeki eski bir ağır yarasını, bir tıp doktoruna “artık geçti” diye gösteren bir hastanın buruk gülümsemesi vardı. Aklıma ilk gelen Mustafa Kemal Paşa’nın “Muhacirler kaybedilmiş topraklarımızın millî hatıralarıdır.” sözü oldu. Aslında Gazi Paşa’nın bu sözü bu kadar kısa değildi. Tam olarak şuydu: “Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani düşmanla sonuna kadar dövüşenler; çekilen ordunun ric’ât (geri dönüş RS.) hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir… Muhacirler kaybedilmiş topraklarımızın millî hatıralarıdır.”
Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözleri içerisinde altını özellikle çizmek istediğim bir ayrıntı var. Bu, “tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani düşmanla sonuna kadar dövüşenler.” ifadesidir. Tam bu noktada “Grebolar” ve “Grebo” Hamza’yı hatırlamamak olmaz. Bosna Hersek’in Grebo köyünden Turgutlu’ya ailesiyle göç eden Hamza geniş bir ailenin çocuğudur. Balkan Harbi’den sonra ilk Dünya Savaşı’nın Çanakkale muharebelerine katılmış, arkasından Sina ve Kafkasya cephelerinde savaşmış, burada Ruslar’a esir düşmüştür. Uzun ve çileli bir yolculuktan sonra Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından da yine memleketi Turgutlu’ya döner. Ailesiyle henüz özlemini bile gideremeden, İzmir’in Yunan işgaline uğradığı haberlerini duyar. Bundan sonrasını “Millî Mücadele Döneminde Turgutlu” başlıklı kitaptan takip edelim: “İzmir’in işgali, ailede bir taraftan büyük üzüntü yaratır; diğer taraftan da aile bireylerine her ihtimale hazırlıklı olma gereğini düşündürür. Geniş bir aile olan Grebolar, her durumu göze alarak ellerindeki silah ve mühimmatı bezlere, brandalara sararak toprağın altına gömerler. Turgutlu’ya göç etmeden önce de Bosna Hersek’te benzeri bir felaket yaşamış oldukları için, işgal sürecinde neler yaşanacağını tahmin ettiklerinden dolayı bu önlemi alma gereği duymuşlardır…”
“Büyük Taarruz’un ardından Yunan kuvvetlerinin şehirleri, köyleri yakmaya başladığı haberleri, kısa sürede Turgutlu’ya da ulaşmıştır. Turgutlu’da da yangınların başlatılacağı yönündeki söylentiler, ağızdan ağıza yayılmaktadır. İşte o günlerde Hamza Çavuş’un liderliğindeki Grebolar, en azından yaşadıkları bölge olan Hacı Zeynel Camii çevresindeki Küllük olarak adlandırılan bölgeyi, yaşanması muhtemel olan bu felaketten kurtarmaya, kurtaramayacak olsalar bile en azından silahlı olarak direnmeye, Yunan askeriyle çarpışmaya karar verirler. Bu amaç için de önceden gömerek sakladıkları silahlarını yerinden çıkarıp kullanıma hazır hale getirirler. Hamza Çavuş’un önderliğinde kurulan bu milis müfrezesine bölgede ikamet eden Bosna Hersek kökenli aileler de dâhil olmuşlar ve böylelikle 12-13 kişiden oluşan, bir manga şeklinde nitelendirilebilecek olan silahlı bir milis direniş ekibi ortaya çıkmıştır…”
“Sonrasında da Hacı Zeynel Camii’nin çok yakınında bulunan Tabakhane Hamamı’nın üzerine ve çevresine mevzilenerek bölgeye girmeye çalışan Yunan birliklerini püskürtürler. Yaşanan müsademede çok sayıda Yunan askeri öldürülür ancak Grebolar’dan herhangi bir kayıp yaşanmamıştır.” Vatan kaybetmenin ne olduğunu çok iyi bilen ve bu yüzden tedbiri elden bırakmayan Bosna Hersekli Grebolar sayesinde Turgutlu daha büyük bir felaketten kurtulmuştur olur.

1850’li yıllardan başlayarak ve artarak 1878, 1911-1912 ve 1990’lı yıllara kadar uzanan Bosna Hersekli Müslümanların göçleri ve yerleşimleri başta Batı Anadolu ile Trakya Bölgesi olmak üzere hemen hemen Türkiye’nin çoğu bölgesine yayılmış durumdadır. Türkiye’de özellikle Adapazarı, İzmir, Manisa’da toplu olarak yaşayanların yanı sıra diğer illerde de ikamet eden çok sayıda Bosna Hersekli muhacir bulunmaktadır. Ancak nüfusları hakkında net bir rakam yoktur. 1965 yılı nüfus sayımına göre ana dili Boşnakça olan vatandaşların toplam sayısı 17.627’dir. Boşnakça’yı ikinci dilleri olarak belirtenler ise 37.237 kişi. Bu verilerden Boşnak nüfus hakkında çok net verilere ulaşabilmek çok da mümkün değil ne yazık ki… (İnternette dolaşan sayıları güvenilir bulmadığım ve dikkate almadığım için o verileri aktarmıyorum) Öte yandan Kemalpaşa’da mevcut Bosna Hersek göçmeninin günümüzdeki nüfusu için 3.000 rakamını telaffuz edebilirim.
Bosna Hersek’in Kemalpaşalı sakinleri; Halilbeyli, Gökçeyurt, kısmen Bağyurdu ve Armutlu ile Kemalpaşa merkezde ikamet etmektedirler. Ancak “Kemalpaşa’daki Bosna Hersek” deyince ilk akla gelen yerleşim Halilbeyli’dir.
Günümüzde Halilbeyli, yaklaşık 1.800 kişilik bir nüfusu barındırıyor. Bir ova üzerine kurulmuş olan Halilbeyli, asıl Bosna Hersek bölge coğrafyasına göre şaşırtıcı. Örneğin Pomak göçmenlerin eski yurtlarındaki gibi dağlık bölgeleri tercih etmelerine rağmen Bosna Hersek’in “dağlık” coğrafyasından -belki de- bıkmış olan Bosna Hersekliler, önce Boşnak Tepesi’ne yerleşmiş oldukları halde sonradan yerleşmek için bir ovayı tercih etmişler. Benim “kontrast” etkisine bağladığım bu durumu Halilbeyli sakinleri de neredeyse farklı kelimelerle onaylıyor ve farklı biçimlerde ifade ediyorlar.
Kemalpaşa’da Bosna Hersek’ten göç eden Müslümanların en yoğun olarak yaşadığı yer Halilbeyli Mahallesi… Yakın zamana kadar Halilbeyli (ve pek çok yer gibi tütüncülükle anılırken) günümüzde hayvancılık ve tarımla anılıyor çünkü sadece Kemalpaşa’nın değil İzmir’in de en önemli et üretim merkezlerinden biri… Bu arada Gökçeyurt’u yok saydığım ya da unuttuğum sanılmasın.
Halilbeyli Köyü (günümüzde mahalle) Kemalpaşa’nın 25 kilometre doğusunda, İzmir-Manisa il sınırına yakın konumlanmış bir yerleşim. Yaklaşık 450 hane olan Halilbeyli’de 2.200 kişilik bir nüfus yaşıyor. Bu itibarla Kemalpaşa’nın büyük yerleşimleri arasında yer alıyor. Çoğu kırsal yerleşimde nüfus azalırken Halilbeyli’de 1970’lerden bu yana azalmak bir yana bir nüfus artışı var.
1970’li yıllara kadar bölgenin en önemli geçim kaynağı tütün üreticiliği iken günümüzde daha çok büyük baş hayvan besiciliği yapılıyor. Burada bulunan arıtmalı mezbahanede her yıl yüksek sayıda hayvan kesimi yapılıyor. Bir diğer geçim kaynağı ise arpa, buğday ve üzüm yetiştiriciliğinin öne çıktığı tarım sektörü. Evlenme, eğitim ve iş gücü olarak sanayide çalışma dışında köyden pek göç görülmüyor. Bunu, Halilbeyli’nin sokak ve sosyal ortamlarında çok sayıda genç nüfusu görerek anlamak mümkün. Sağlam aile yapısı nedeniyle boşanma oranları İzmir ortalamasının bir hayli altında.
Kemalpaşa’da Bosna Hersek’ten göç eden Müslümanların en yoğun olarak yaşadığı yer Halilbeyli Mahallesi… Yakın zamana kadar Halilbeyli (ve pek çok yer gibi tütüncülükle anılırken) günümüzde hayvancılık ve tarımla anılıyor çünkü sadece Kemalpaşa’nın değil İzmir’in de en önemli et üretim merkezlerinden biri… Bu arada Gökçeyurt’u yok saydığım ya da unuttuğum sanılmasın.
Halilbeyli Köyü (günümüzde mahalle) Kemalpaşa’nın 25 kilometre doğusunda, İzmir-Manisa il sınırına yakın konumlanmış bir yerleşim. Yaklaşık 450 hane olan Halilbeyli’de 2.200 kişilik bir nüfus yaşıyor. Bu itibarla Kemalpaşa’nın büyük yerleşimleri arasında yer alıyor. Çoğu kırsal yerleşimde nüfus azalırken Halilbeyli’de 1970’lerden bu yana azalmak bir yana bir nüfus artışı var.
1970’li yıllara kadar bölgenin en önemli geçim kaynağı tütün üreticiliği iken günümüzde daha çok büyük baş hayvan besiciliği yapılıyor. Burada bulunan arıtmalı mezbahanede her yıl yüksek sayıda hayvan kesimi yapılıyor. Bir diğer geçim kaynağı ise arpa, buğday ve üzüm yetiştiriciliğinin öne çıktığı tarım sektörü. Evlenme, eğitim ve iş gücü olarak sanayide çalışma dışında köyden pek göç görülmüyor. Bunu, Halilbeyli’nin sokak ve sosyal ortamlarında çok sayıda genç nüfusu görerek anlamak mümkün. Sağlam aile yapısı nedeniyle boşanma oranları İzmir ortalamasının bir hayli altında.
Aslında ben yazının bu bölümünde Halilbeyli Mahallesi’nden çok burada yaşayan Mustafa Celep, onun arkadaşlarının çabalarıyla kurulan bir dernekten söz edeceğim. Ama önce tarihsel sürece bakmamız gerekiyor.
Eski Halilbeyli Köyü, aslında bir Yörük konağıdır; yani Yörüklerin kış aylarında yerleştikleri, koyun ve keçilerini gibi küçükbaş hayvanlarımı otlatmak için uygun buldukları bir coğrafyaydı. Osmanlı Devleti döneminde 1531 tarihinde yapılan tahrîr kayıtlarına (nüfus sayımına) göre 265 kişi; 1575 tarihinde ise toplam nüfus arşiv kayıtlarına göre 468 kişi bu bölgede çadırlarıyla, geçici de olsa ikamet etmekteydi. O zamanki adı “Halil Beylü” olarak anılan bu bölgede Oğuz’un Karkın ve Kızık boylarına ait Saruhan Yörük obaları kışlak olarak geliyor ve geçici bir yaşam alanı da olsa burada ikamet ediyorlar, bunlar resmî arşiv kayıtlarında mevcût.
1835 yılına ait nüfus defterlerine göre Halilbeyli’de 70 Müslüman erkek kayıtlıdır, buna göre köyün tahmini nüfusu 140 kişidir. Halilbeyli’de 1919-1922 yıllarındaki nüfusun, tamamı Müslüman, 600’dür ki bu da bölgeye yerleşen Bosna Herseklilerin demografik değişime etkilerini göstermesi açısından önemlidir.
Halilbeyli, 19 yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlı tarihinde “93 Harbi” olarak da anılan 1876-1877 Türk-Rus Savaşı’ndan sonra bölgeye Bosna-Hersek’ten göç edenlerce daha da büyümüş. 93 Harbi sonrasında Bosna-Hersek’ten ilk kez 76 aile olarak gelen Rumeli kökenli göçmenler, takip eden süreçte de Halilbeyli’ye yerleşmişler ve bölge halkı ile bütünleşerek kendilerine özgü gelenek, yaşama biçimi ve giyim tarzı ile dikkat çeken özelliklerini sürdürmüşler, bölgenin etnografik yapısına önemli katkılarda bulunmuşlar. Bunların başında hiç şüphesiz -hiç tadamamış olsam da- meşhur börekleri geliyor.
Halilbeyli Köyü (şimdi mahalle) 19. yüzyıl sonlarında Bosna Hersek’ten büyük bir göç alıyor. Bunun en büyük nedeni, ilk yazımda da sözünü ettiğim, 1850 ile 1878 ve sonrası olumsuz süreç. Mezar taşları aslında arşiv belgelerinden de önemli bir kayıttır; çünkü mezar taşı yapıcısı resmî kayda değil, kendisine verilen bilgi ile yoğunlaşarak mezar taşını yapar.
Benim de yazarları arasında bulunduğum “Kemalpaşa (Nif) Tarihî Mezar Taşları” başlıklı kitapta da yer aldığı üzere Halilbeyli’nin kuzeyinde 15.500 metrekare büyüklüğünde olan Halilbeyli Mezarlığı’nda, eski yazılı, toplam 21 mezar taşı tespit ettik. Bu mezar taşlarından en eskisi Malî 1190 yani Miladî 1876-1877 yılına ait “Hendekçioğlu Hasan’ın kız kardeşi Ayşe” adına dikilen mezar taşı. Bu mezar taşını aynı yıl vefat eden “Saçaklızâde kerimesi Fatma Kadın” ve 1784 tarihli “Ayşe” takip ediyor.
Halilbeyli Mezarlığı’nda bulunan eski yazılı 21 mezar taşından 16 tanesi (burada imtina ederek söylüyorum ölen kişi değil, mezar taşı) eski yerleşik Türkler’e, geri kalan 5 tanesi Bosna Hersekli göçmenlere ait. Mezarlıkta bulunan ilk defin, mezar taşına göre “Salih Ağa”… Mezar taşının üzerine yazılan tam olarak şu: “Sene 1298 (1881) / Hüvel baki / Beni kıl mağfiret yâ Rab / Be-hakk-ı ârş-i âzim nur-ı Kur’an / El-meğfurleyh Bosna vilâyetinden Tirebine kazâsından Hacı İsmail Öveçzâde Salih Ağa / Ruhuna fâtiha”.

Halilbeyli Köyü’ne ilk Bosna Hersek göçüyle ilgili, daha doğrusu ilk göç tarihi hakkında, sözünü ettiğimiz bu ilk mezar taşı biraz belirsiz sonuçlara götürüyor bizi. Öncelikle 19. yüzyıl ortalarında iki gemi ile başlayan ve İzmir Liman’ında sonlanan ciddî bir göç var. Acı ve trajik bir göçtür bu… Her zorunlu göç gibi…Salih Ağa’nın mezar taşına bakarak Bosna Hersek bölgesinden Halilbeyli’ye ilk göçün 1878’da başladığını söyleyebiliriz. Ancak burada bir parantez açarak 1850’li yıllarda da göç olduğu ancak maddî nedenlerle mezar taşı yaptıracak güçte olmayan göçmenlerin olma ihtimalini belirtmek gerekecek.
Salih Ağa’dan sonra 1892’de Salih bin Derviş, 1898’de “Tirebine muhacirlerinden Hacı İsmailolikzâde Hacı Mustafa kerimesi Meryem”, 1904’te “Hacı İsmailovik Hacı Mustafa zevcesi Hatice” ve 1909’da Salih Ağa zevcesi Dudu” adına mezar taşları mevcut.
MUSTAFA CELEP

Halilbeyli denilince benim ve sanırım pek çok kişinin aklına ilk gelen isim Mustafa Celep. Bu, çok şaşırtıcı değil çünkü Mustafa Celep, son derece aktif biri ve bana göre bedenen Halilbeyli’de, ruhen Bosna Hersek’te yaşıyor. 1948 Halilbeyli doğumlu olan Celep iyi derecede arkaik Boşnakça biliyor çünkü yaklaşık 150 yıl önce buraya göç eden büyük dedelerinin o tarihlerde kullandığı Boşnakçayı konuşuyor. Bu, bizim modern Türkçe dediğimiz günümüz Türkçesiyle değil 150 yıl önceki Türkçeyi kullanan biriyle diyalog kurdumuzu düşündüğümüz zaman anlayabileceğimiz bir durum.
Bosna Hersek’ten Türkiye’yi ziyarete gelenler bir şekilde onu buluyor hatta muhtemelen gelmezden önce varlığını biliyor. Kendisi de sık sık, planlı olarak Bosna Hersek’e gidiyor. Örneğin yakın zamanda yine Bosna Hersek’e uzun bir seyahat yaptı.
Kemalpaşa’nın, mutlaka tanışılması gereken simalarından biri… Çok tatlı bir sohbeti var ve bu sohbet bir yerde her nasılsa dönüp dolaşıp Bosna Hersek’e geliyor. Halilbeyli’ye gittiğinizde, eğer çok olağan dışı bir durum yoksa, meydandaki kahvehanelerde çayını içerken görmek mümkün.
Mustafa Celep, eskilerin tabiriyle “gayyur” yani üstün gayret / çaba gösteren bir gönül insanı. Uzun yıllar, yaklaşık 7-8 yıl önce Halilbeyli’de Boşnak kültürünü yansıtan bir müze kurma çabası içerisinde olduğunu kendisinden dinlemiştim. Bazı envanterleri toplamış olduğunu da söylemişti. O günlerden aklımda kalan, “takunya” aradıklarını söylediğini, benim de yakın çevreme eğer bir takunya bulurlarsa bana göndermelerini rica etmiştim. Karınca kararınca ben de bu “gayyur” insan ve çabaya katkı yapabilmek için.
Halilbeyli’de Mustafa Celep ve onun gibi gayretli arkadaşları sayesinde 2013 yılında “Halilbeyli Bosna Hersek Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği” kurmuş ve derneğin binasında, yıllar önce sözünü ettiği ciddi bir etnografik malzeme toplamış. Bunları hem anlatıp hem gösterirken ne denli heyecanlı olduğunu görmek mümkün. Çünkü bir hayli yol almış ve önemli sayıda müze envanteri toplamış. Bu envanterin birden fazla benzeleri olanları da var; eminim günün birinde kurulacak “Kemalpaşa Kent Müzesi” çatısı altında mutlaka yer alması gereken “Bosna Hersek Galerisi” içerisinde sergilenmek üzere bunları bağışlamakta tereddüt etmez.
“Halilbeyli Bosna Hersek Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği” tek katlı mütevazi bir binası var. İçinde mutfak da bulunan çok amaçlı bir salon, bir idari oda ve misafirlerin konaklaması için dört yataklı bir oda ve banyo mevcut. Bina, hem dernek idarî birimi hem küçük toplantı salonu hem de bir misafirhane gibi tasarlanmış. Mustafa Celep’in alın teri ve çabası binanın her santimetre karesinde mevcut. Oluşumu anlatırken “neyi, ne zaman ve nasıl” yaptığını anlatırken nasıl bir efor harcadığına, nasıl bir “adanmışlıkla” sonuca ulaşmaya çalıştığını gözlemlememek imkansız.
Derneğin bu denli üstün çabasına rağmen eksikleri mevcut mu, mevcut. Kendimce gözlemlediğim kadarıyla, salonu veranda kısmına uzatılarak büyütülebilir. Bu, düşük maliyetli bir inşaat sonucu çok kolay gerçekleştirilir. Salonun büyütülmesi, hem katılımcı sayısının artırıldığı toplantıların ihtiyaçlarına hem güneş ışığı yönüyle iyi aydınlatılmasına hem de bin bir emekle bir araya getirilmiş onca envanterin sergilenebilecek genişlikte bir alanın açılmasını sağlar. Bir diğer temel ihtiyaç ise, belki buradan okuyanlara da bir çağrı olur, toplanan envanterin sergilenebileceği cam kabin ve kaidelerin oluşturulması; ki bu, ciddi bir maliyet demek. Kemalpaşa’da Bosna Hersek kökenli, durumu, maddî varlığı yerinde pek çok aile var, ben açıkçası kendi payıma varım ama lütfen siz de “varlığınızı” gösterin…
Mustafa Celep ve yaptıklarına demeyeyim “başardıklarına” baktığımda büyük Türk şâiri Tevfik Fikret’in “Ferda” adlı şiirindeki “Vatan gayyur insanların omuzları üstünde yükselir” dizesi ile kendimce eskilerin “Marifet iltifata tabidir” sözü aklıma geliyor ve diyorum ki iyi ki varsın Mustafa Celep ve iyi ki varsınız Mustafa Celep gibi “gayyur” insanlar…
KAYNAKLARIM: Nedim İPEK, Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri, Ankara 1994; İlker Mümin Çağlar, Hasan ERALACA, Rahim SAĞ, Mustafa ALTINBAŞ, Kemalpaşa (Nif) Tarihi Mezar Taşları, Kemalpaşa Belediyesi Kültür Yayınları, 2021.
Boşnak Köyü Nohutalan

Nohutalan’ın İzmir il merkezine uzaklığı 67, Urla ilçe merkezine uzaklığı 29 kilometre. Nohutalan’a en yakın yerleşim birimi 4 kilometre uzaklıktaki Uzunkuyu köyü / mahallesidir.Günümüzde Urla ilçesine bağlıdır.
Köy, 1928 yılına ait bir devlet listesinde Nohoudalani veya نخود آلانى olarak, 1935 yılında ise Nohutalanı olarak kaydedilmiştir.Osmanlı döneminde bu bölge Çeşme kazasına bağlı bir nahiyede yer almış.Eski adı bilinmemektedir.1928 yılında İzmir vilayetinin Çeşme kazasında Barbaros Nahiyesine bağlı 9 köyden biridir.
a1923–30’larda gerçekleşen nüfus mübadelesiyle bölgede yaşayan Rum nüfusun göç etmesiyle (Yunanistan’a gitmesiyle) köyde yerleşimler değişmiştir. Başka kaynaklarda ise 1922 öncesinde Rumların oturduğu köye, bilahare Boşnak göçmenler iskân edildiğine dair bilgi vardır.
Köy Balkanlardan göç almıştır,köy sakinlerinin önemli kısmı Boşnak kökenlidir ve bilinen saf üç Boşnak köyünden biridir.Balkan Savaşları sırasında köye Boşnak yerleşimi olduğunu köylüler anlatmaktadır.
Köye ilk gelenler Kaliçlerdir.Alaçatı,Yeşilova,Çamdibi,Ayvalık,Bornova,Urla ve İstanbulda yasayan köylüler vardır.Nohutalan, Kemalpaşa ilçesine bağlı Halilbeyli, Aliağa ilçesine bağlı Çakmaklı ile birlikte İzmir’deki üç saf Boşnak köyünden biri.
1962’de alınan kararla Nohutalan Uzunkaya köyünden ayrılarak bağımsız bir köy statüsü aldı.
74 yıllık geçmişe sahip Nohutalan’ın köy tüzel kişiliği 12 Kasım 2012 tarihinde kabul edilen, Cumhurbaşkanı’nca onaylandıktan sonra 6 Aralık 2012 Perşembe tarihli ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı kanunla son buldu.
“On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” uyarınca 30 Mart 2014 günü yapılan mahalli idareler seçimiyle Nohutalan, Urla ilçesinin bir mahallesine dönüştü.Urla İlçesi’nin en batısındaki köydür. Urla-Çeşme yolu üzerinde verimli ufak bir ovanın kenarında yer alır. Köy iki kesimlidir. Bu kesimler Birinci Köy ve İkinci Köy olarak bilinmektedir. Birinci Köy ovanın kuzeydoğu kenarında kayalık bir yükselti üzerinde konuşludur.

İkinci köy ise Urla-Çeşme yolunun hemen kenarında ufak bir birimdir. Köy içinde eski Rum köylerinden kalan eski evler görülmektedir ve üst örtüsü tamamen yıkılmış eski bir kilise bulunmaktadır.
Köyün içinde bakkal veya kahvehane bulunmamaktadır. Köylüler bu tarz ihtiyaçları için Uzunkuyu köyüne gitmektedir
Nohutalan Muhtarı İlker AVCI’dır.
2024 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre, Nohutalan’daki 171 kişi yaşıyor.
Sağlık evi ya da ocağı bulunmayan Nohutalan’da bir cami, bir kız Kur’an kursu, atıl durumda bir ilköğretim okulu binası bulunuyor. Nohutalan’da yaşayan ilköğretim çağındaki çocuklar, taşımalı eğitim sistemiyle Uzunkuyu İlkokulu’nda öğrenim görüyor.
Nohutalan’ın su ihtiyacı İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü’ne devredilen sondaj kuyusu ve su deposuyla sağlanıyor. Altyapı hizmetleri İzmir Büyükşehir Belediyesi, temizlik hizmetleri Urla Belediyesi’nce veriliyor.
Tarım, hayvancılık ve zeytincilik Nohutalan’ın başlıca gelir kaynağını oluşturuyor.Besi sığırcılığının yapıldığı Nohutalan’da kendilerine yetecek kadar süt üretiyor.Köy halkı geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Köy arazileri organik tarım yapmaya çok uygundur. Köylülerde organik tarım dışında genellikle iyi tarım uygulaması yapmaktadır. Köy arazilerinde iki üretici sertifikalı ve kontrollü “Organik Tarım “ yapmaktadır.
Köyün iki önemli ürünü bulunmaktaydı, kavun ve nohut. Ancak son zamanlarda en yoğun zeytin ağacı dikimi olan köy halini almıştır. Zeytin ağacı varlığının önemli bir kısmı organiktir.Köyde belirli bölgelerde, “Nohutalan Lalesi “ diye bilinen çok özel lale doğal olarak yetişmektedir.
Köyün yol kenarında çok sayıda satış tezgahı bulunur. Eğer bu yoldan geçerseniz siz de köylülerin sattığı yerli kavun, sebze, yumurta, nohut, lale gibi ürünlerden alabilirsiniz.
Kokulu ve lezzetli kavunuyla tanınan Nohutalan’da yılda yaklaşık 100 ton kavun üretiliyor.40 dönüm alanda nohut ekiliyor ve 3 ton kadar ürün elde ediliyor.Yıllık arpa, buğday rekoltesi 50 ton dolayında.
Herkes tarlasında kendine yetecek kadar sebze yetiştiriyor.35 dekar alanda şaraplık üzüm yetiştiriliyor.Nohutalan’da 300 dekar zeytinlik bulunuyor.
Sözlü mülakatlar, köy sakinlerinin bir kısmının İzmir’in farklı ilçelerinde de evleri bulunduğunu ve köye yılın belli dönemlerinde geldiklerini göstermektedir. Bununla birlikte köyde yükseköğrenime büyük önem verildiği ve ailelerin büyük bir kısmının çocuklarını yükseköğrenime teşvik ettiği, sözlü mülakatlarla öğrenilmiştir. Köyde geçici konaklama yapısı yoktur ancak köye gelen ziyaretçiler talep ettikleri takdirde köy sakinleri evlerini pansiyon olarak hizmete açmaktadırlar.Geçim kaynakları ise bitkisel ve hayvansal üretim olarak çeşitlenmektedir.
Nohutalan Köyü’ne nasıl gidilir?
Nohutalan Köyü’ne özel aracınızla gitmek isterseniz İzmir-Çeşme karayolunu kullanmalısınız. Eğer toplu ulaşımla gitmek isterseniz de ESHOT’un Çeşme-Urla arasında sefer yapan 760 numaralı otobüsüne binebilirsiniz.
Köyle ilgili medyada çıkmış bir yazıyı sizinle paylaşayım.
Berna SEVER- EGE TELGRAF/ İzmir‘in Urla ilçesinde yer alan Nohutalan Köyü, hem tarihî hem de kültürel mirasıyla dikkat çeken bir köy olma özelliğine sahip. Ormanlarla çevrili bu köy, zengin tarım potansiyeli, organik ürünleri ve sakin atmosferiyle hem yerli hem de yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Eğer doğal güzelliklere ve huzurlu bir yaşam alanına ilgi duyuyorsanız, Nohutalan Köyü tam size göre!

Tarihî Derinlik: Nohutalan Köyü’nün Kökenleri
Nohutalan Köyü, 1940’lı yıllarda Bosna-Hersek, Karadağ ve Sancak bölgelerinden gelen Boşnak göçmenleri tarafından kurulmuştur. Köy, mübadele sırasında terk edilen Rum köylerinin üzerine inşa edilmiştir ve köy halkının tamamı, kökeni Bosna-Hersek’ten gelen Boşnaklardan oluşmaktadır. Bu tarihsel miras, köydeki yaşam tarzını, kültürel değerleri ve gelenekleri etkileyerek özgün bir kimlik oluşturmuştur. Bugün Nohutalan, Boşnak kültürünü en derinlikli şekilde yaşatan yerleşim yerlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Boşnak Kültürünün İzleri: Nohutalan’ın Zengin Mutfak Geleneği
Nohutalan Köyü’nün mutfağı, Boşnak kültürünün etkisiyle oldukça zengindir. Boşnak böreği, sarma ve kuymak gibi geleneksel yemekler, köyde en çok tercih edilen lezzetler arasında yer alır. Bunun yanı sıra, yöresel ürünlerle yapılan tatlar da Nohutalan’ın mutfak kültürünü yansıtan önemli unsurlardan biridir. Özellikle kavun ve nohut gibi tarım ürünleriyle yapılan tatlar, köyün yerel lezzetleri arasında öne çıkar. Köydeki bu mutfak zenginliği, misafirlerin her ziyarette farklı bir tat deneyimi yaşamasını sağlar.
Doğanın İçinde Tarım: Nohutalan’ın Bereketli Toprakları
Nohutalan, ormanlarla çevrili bir alanda yer alır ve köy halkı, büyük ölçüde tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlar. Köyün etekleri, geniş tarım arazileriyle kaplıdır ve burada nohut, kavun gibi ürünlerin yanı sıra, yöreye özgü lale gibi bitkiler de yetiştirilmektedir. Bunun yanında organik tarım ve tıbbi bitki yetiştiriciliği de köyde yaygın olarak yapılan faaliyetler arasında yer alır. Bu bereketli topraklar, köyün hem ekonomik yapısını hem de doğal zenginliğini destekler.
Huzurlu Bir Tatil: Nohutalan’ın Doğası ve Turizm Potansiyeli
Nohutalan Köyü, sakin atmosferi ve doğal güzellikleriyle günübirlik geziler için ideal bir destinasyon olarak öne çıkar. Köyde konaklama imkânı olmasa da, ormanlık alanda kamp yapma ve doğa yürüyüşleri gibi açık hava aktiviteleri oldukça popülerdir. Nohutalan’da her yıl düzenlenen Kavun Festivali, köyün kültürünü ve tarım ürünlerini tanıma fırsatı sunar. Bu festival, hem köy halkı hem de ziyaretçiler için önemli bir etkinliktir. Ayrıca köydeki geleneksel mutfak, festivallerde misafirlere sunulur, böylece hem damak zevkiniz hem de kültürel keşifleriniz pekişir.
Ulaşım Kolaylığı: Nohutalan’a Giriş Yolu
İzmir şehir merkezinden Nohutalan Köyü’ne ulaşım oldukça kolaydır. Şehir merkezine yaklaşık 56 kilometre mesafede olan bu köye, özel araçla yaklaşık bir saatte ulaşmak mümkündür. İzmir-Çeşme karayolu üzerinden ilerlerken, Nohutalan tabelasını takip ederek köye varabilirsiniz. Ayrıca İzmir’den Urla ilçesine otobüs ya da dolmuşla ulaşım sağlanabilir ve Urla’dan minibüs ya da taksiyle Nohutalan’a devam edilebilir.
Keşfedilmesi Gereken Bir Cennet: Nohutalan Köyü
Tarihi dokusu, kültürel zenginlikleri, organik tarım faaliyetleri ve doğal güzellikleriyle Nohutalan Köyü, İzmir’in keşfedilmeye değer yerlerinden biridir. Hem doğa ile iç içe olabileceğiniz hem de geleneksel Boşnak kültürünü yakından tanıyabileceğiniz bir köy olarak Nohutalan, ziyaretçilerini kendine hayran bırakmaktadır. Eğer şehir yaşamından uzaklaşmak, huzurlu ve doğal bir yaşam deneyimi yaşamak istiyorsanız, Nohutalan Köyü kesinlikle listenizde olmalı.
ÖDEMİŞLİ BOŞNAKLAR

Ödemiş, İzmirin bir ilçesidir. İlçenin doğusunda Kiraz ve Beydağ, batısında Bayındır ve Tire ilçeleri, kuzeyinde Manisa, güneyinde Aydın illeri bulunmaktadır. 2024 yılı nüfus verilerine göre toplam nüfusu 132.942’dir.
Bölge Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. İlçede yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağmurlu geçer. Bozdağlar ve Aydın Dağları’na kar yağar, nem oranı %64’tür. Ödemiş bitki örtüsü genelde makidir. Dağlarda meşe ağacı türleri, kestane menengiç ve kızılçam ağaçları yetişmektedir. Ovada ise ceviz, incir, kavak, fıstıkçamı, turunçgiller, zeytin ve meyve ağaçları yer almaktadır.
Boşnakların Ödemiş’e Yerleşmesi
1923 yılında Ödemiş’e 77 Boşnak gelip yerleşmiştir. Bundan evvel 1.Dünya Savaşında düşmana karşı mücadele eden Boşnaklar olmuştur. Ödemişin Karakova Köyüne 16 hane olarak gelip yerleşenler de vardır. Ödemiş’e gelen Boşnaklar daha çok Sancak bölgesinden gelenler vardır. Musliç,Hadroviç,Mehoviç,Garçeviç ,Begoviç,Rastoder gibi sülaleleri bulunmakktadır.

Ödemişte Akova,Kolaşin,Berane,Sarajevo gibi yerlerden gelen Boşnaklar ikamet etmektedir.
Ödemişte genelde Boşnakça yaşça ileride olanlar tarafından konuşulmakta bu da kültürel yok oluş gibi gözükse de aslında değildir.Mesela halen evlerde Boşnak böreği,Biryan,Kaçamak,Potoplika ve Masenica gibi yemekler yapılmaktadır. Boşnak oyunları ise genelde oynanmamaktadır. Ödemiş’te Boşnak,Muhacir ve Arnavutların yaklaşık nüfusunun yüzde 45’i Balkan göçmenidir.Ödemişli olup Ödemişte yaşamayan Boşnaklar ağırlıklı olmak üzere İzmir olmak üzere İstanbul,İzmir,Bursa ve Balıkesir’e göç etmişlerdir.
Boşnaklar, Ödemiş’in merkezinde ve çevre köylerinde Karakova,Mezgitli ,Küçükavulcuk ve Ovakent köyünde Boşnak ve muhacir yaşamaktadır. Ödemiş’in tarıma dayalı ekonomisi, Boşnak göçmenlerin yerleşiminde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca, Ödemiş Organize Sanayi Bölgesi’nin bulunduğu alan, Boşnakların yaşadığı bazı köylere yakın bir konumdadır
Ödemiş merkezde Boşnak,Bulgaristan muhaciri,Arnavut,Makedonya Göçmenleri ve Batı Trakya ve mübadiller vardır.Ödemişte Boşnak nufus miktarı olarak 5-6 bin civarı rakam verebiliriz.

Karakova, Ödemiş’in tarıma elverişli arazilerinde yer alır ve Boşnak göçmenler buraya tarım ve hayvancılık yapmak için yerleşmiştir. Göçmenlerin çoğu, Balkan Savaşları ve Osmanlı’nın Balkanlar’daki toprak kayıpları sonrası buraya gelmiştir.
Karakova’daki Boşnaklar, Boşnakça konuşma geleneğini bir süre devam ettirmiş, ancak günümüzde Türkçe baskın dil haline gelmiştir. Boşnaklar kendi aralarında Boşnakça konuşulmaktadır. Boşnakça en çok Karakova köyünde yaşayan Boşnaklar tarafından yaşatılmaktadır. Yine de kültürel miras, özellikle mutfak ve folklor aracılığıyla korunur. Boşnak böreği, sarmale ve diğer geleneksel yemekler mahallede sıkça yapılır.
Karakova’da Boşnaklar, komşuluk ilişkileri ve dayanışma kültürüyle bilinir. Düğünlerde ve bayramlarda Boşnak dansları (kolo) ve müzikleri öne çıkar.
Karakova’ya yerleşen Boşnaklar, genellikle Bosna-Hersek’in Sancak ve Sarajevo gibi bölgelerinden gelen göçmenlerdir. Tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdürmüşlerdir. Karakova’nın verimli arazileri, bu göçmenlerin yerleşiminde önemli bir rol oynamıştır.
Karakova sakinleri, Ödemiş’in tarım ekonomisine katkıda bulunur. Özellikle patates, zeytin ve incir gibi ürünlerin üretiminde çalışırlar. Ödemiş’in meşhur pazarı da Boşnakların ürünlerini sattığı bir yerdir.
Ödemiş’te 1923’ten bu yana var olan bir Boşnak nüfusu bulunmaktadır. Bazı kaynaklarda 19.yy sonu ve 20.yy başları diye geçse de kesin bir bilgi yoktur. Ancak Ödemiş Balkan Göçmenleri Derneği başkanı Tuncay Satılmış’ın dernek açılış günü sarf ettiği “Bizler balkanlardan ana yurda Türkiye’ye 1870’lerde gelmiş 1930’larda gelmiş Boşnaklarız. O günden bugüne bizler etnik olarak Boşnak olsak da Türk’üz Türkiye Cumhuriyetinin bireyleriyiz. Bugün Ödemiş’te Boşnak ve diğer arkadaşlarımız ile birlikte 6 bin civarında vatandaşımız yaşamaktadır” sözlerine bakıldığında bilginin doğru olma ihtimali güçlüdür diyebiliriz.
Günümüzde dernekleşmiş ve kültürel kimliğini yaşatmaya çalışan bir topluluk oluşturmaktadır. Resmî nüfus sayımlarında etnik kimlik yer almadığı için nüfusun tam sayısını belirlemek zor, ancak başlangıçta gelen 70–100 civarı aile zamanla genişleyerek yerel kültürde etkin rol almış. Ödemiş’te aktif bir Boşnak topluluğu ve kültürel dayanışma ağı olduğunu söyleyebiliriz.
Ödemiş Boşnakları, Boşnakça dilini, geleneksel yemeklerini (örneğin, börek, pita, sarmale), müziklerini ve folklorik unsurlarını yaşatmaya çalışmaktadır. Boşnakça, 1965 nüfus sayımına göre İzmir’de azınlık dillerinden biri olarak kaydedilmiş, ancak günümüzde ana dil olarak konuşanların sayısı azalmıştır.
Türkiye’de yaklaşık 2 milyon Boşnak kökenli kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir ve Ödemiş, bu topluluğun önemli yerleşim yerlerinden biridir. 1965 nüfus sayımında, İzmir’de Boşnakça’yı ana dil olarak konuşanların oranı %0,2 olarak belirtilmiştir.
Ödemiş Boşnakları, yerel kültüre entegre olmuş, ancak aynı zamanda Boşnak kimliklerini dernekler ve kültürel etkinlikler aracılığıyla sürdürmektedir.
Ödemiş ,Boşnakları kendi kültürel yemekleri yanında kendine özgü yemekleriyle (Ödemiş köftesi, sandviç, kestirme çorbası) tanınır, ancak Boşnak mutfağının da bölgede etkisi vardır. Boşnak böreği gibi yemekler, yerel mutfakla harmanlanmıştır.
Ödemiş Ticaret Borsası Başkanı Latif Aka Boşnak’tır.
URLA BOŞNAKLARI
Urla’ya 1912 den itibaren Boşnaklar göç etmeye başlarlar. 1912-1915 -1926 ve 1929 gibi yıllarda Güney Sancak bölgesinden gelen olduğu gibi 1929 Sarajevodan gelenler de vardır.Urla’ya yerleştirilen Boşnaklar Urla merkezin yanında Zeytinalan ve Fındıkalan Köylerine de yerleştirilir. Yaklaşık 15.000 civarı Boşnak yaşamaktadır.Zaman geçtikçe aralarındaki bağların zayıflaması ve birbirlerinden kopuk hale gelmeleri nedeniyle Urlada Boşnak derneği kurulur.
1926 da gelenler devletten herhangi bir yardım almazlar.Daha evvel gelen akrabaları burada olduğu için Urlaya yerleşmeye karar verirler.
Balkan Savaşları döneminde gelen ve Urlaya yerleşen Boşnaklar Kurtuluş Savaşı patlak verince Akşehir ve Beyşehir taraflarına göç ederler. Ne zamanki savaş sona erer tekrardan Urlaya dönerler. Seferihisar ve Çeşme taraflarına yerleşmeye karar verenler olur.
Boşnaklar geri dönünce Rençberlik,esnaflık,memurluk vb mesleklerle uğraşırlar.
Urlada eski gelenekler pek yaşanmamaktadır. Boşnakların misafir ağırlamasından tutun da diğer tüm adetler unutulmaya yüz tutmuştur. Eskiden yemege büyükler başlamadan çocuklar el bile atamazlardı.Büyükler karaya ak dese çocuklar da ak derlerdi ve kesinlikle saygısızlık yapmazlardı.
Kahve kültürü ise eskiden sabah erken saatlerde bir araya gelinir ve güne Boşnak kahvesi ile başlanırdı.
Urlaya yerleşen Boşnaklar ilk dönemler ekonomik yönden sıkıntılı oldukları için buldukları her bitkiden bile yemek yapar ve kısıtlı imkanlarıyla giyecek alır ve giyerlerdi.
Yemek olarak genelde Boşnak kültürü devam etmektedir.
Nohutalan köyünün tamamı Boşnak iken Zeytinalan köyü heterojendir.Yani Boşnakların yanında diğer yerlerden gelen insanların da yaşadığı yerdir.
Urla Boşnakları eğlenceyi seven insanlardır .Düzenledikleri gecelerde Boşnakça ve Rumeli şarkıları söyler ve bunlar eşliğinde eğlenirlerdi.
ZEYTİNALAN BOŞNAKLARI

Zeytinalanı günümüzde İzmir’in Urla ilçesine bağlı bir yerleşim yeridir.Urla’ya 13 km , İzmir’e ise 33 Km mesafededir .2024 yılı nüfusu 2.337 tir. Urla’nın 37 mahallesinden biri olan Zeytinalan’ın kurulduğu tarih tam bilinmemektedir.Yaz nüfusu 25.000’e çıkar.Türkiyenin her yerinden-abartısızi nsan burada yaşar.Yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlanması Cumhuriyet öncesine dayanır. 1922 yılında zamanın İzmir Valisi Kazım DİRİK Balkan Savaşı’ndan sonra Yugoslavya’dan gelen göçmenlere burayı yerleşim alanı olarak göstermiş, böylece halk buraya yerleşmeye başlamıştır.
İlk yerleşim yeri bugünkü mezarlığın bulunduğu yerdeki bağ evleri idi. Buranın ilkadı Biçeralanı idi.1923’ten önce Rumların yerleşik olduğu köydür. Vali Kazım DİRİK, bir ziyareti sırasında burada zeytin ağaçlarının çok olduğunu görünce buranın adı “Zeytinalanı” olmalı demiş.Ve böylece kayıtlara Zeytinalanı olarak girmiştir.
Bağlık ve bahçelik alanlarda çalışan Boşnaklar birbirine yardım ederlerdi.Urlanın Alevi derneği buradadır aynı zamanda.Lazlar Boşnaklara çiçekliği,Karslılar da kasaplığı öğretmişler.
Zeytinalanı ilk önce Güzelbahçe nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri idi. Yöre halkı çocuklarını Güzelbahçe nahiyesine gönderirlerdi. Bu nedenle halkın bir kısmı Güzelbahçe nahiyesinde oturup bağ bahçe işleri için Zeytinalanı’na gelir ve giderlerdi. Bu durum yöre halkına zor gelince İzmir Valisi Kazım DİRİK’e giderek yörenin köy olması için yardım istemişlerdir. Vali Kazım DİRİK eğer okul yaparsanız olur demiş. Valinin de yardımı ile İlkokul yapılarak 1932 yılında hizmete açılmış olup 70 yılı aşkın hizmet vermiştir. Köyün ilk muhtarı da Mehmet Nuri Olmuştur .
Zeytinalanı ilk önce Güzelbahçe nahiyesine bağlı iken Güzelbahçe’nin İzmir’e bağlanması sırasında yapılan halk oylaması sonucu Urla ilçesine bağlanmıştır.Urla’ya bağlı bir köy olan Zeytinalanı deniz kenarında olması nedeniyle yanlış yapılaşmalar başlamış, bunu önlemek için 1 Eylül 1981 yılında Urla Belediyesi sınırları içine alınmış ve Urla’nın bir mahallesi olmuştur..

KÖYDE İLK YERLEŞİM VE BOŞNAKLARIN YERLEŞMESİ
Günümüzde yaklaşık 15.000 Boşnakın yaşadığı Urla’ya bağlı köyde ilk yerleşimi 1908 tarihine rastlar.1923 tarihinden önce ve sonra Boşnaklar yerleşmeye başlar.Bu arada mübadeleyle gelen gruplar ve arkasından 2.dünya savaşından sonra gelenler takip eder.Boşnaklardan önce Rumlar yaşıyordu.Zeytinalanı’n ilk oluşumu 30 hanedir ve 30 haneden oluşan köye Boşnaklar yerleştirilmiş ve onlara evler ve araziler verilmiştir.Ancak daha sonra gelenlere toprak verilmez.Boşnakların tamamı buraya yerleştirilmemiştir.Güzelbahçe Yelki’ye yerleşen Boşnaklar olmuştur.Sarajevo,Karadağ ve Sırbistan Sancak Bölgelerinden gelen Boşnaklar vardır.Zeytinalanda yaklaşık 5.000 Boşnak yaşar.
1912 tarihinde yerleşen bir Boşnak,anlatımında önce Şam ve Halep’e sonra Maraş ve Akşehire yerleştiklerini daha sonra ise Zeytinalan’a geldiklerini ifade eder.Köyde bir zamanlar sadece Boşnak yaşarken (1973) daha sonra diğer yerlerden de gelen insanlarla kozmopolit olmuştur.Kars,Sivas,Erzincan Nevşehir ,Çorum ,Tokat ve Tunceli gibi diğer şehirlerden gelenler de vardır.100-150 hane Alevi vatandaşımız yaşar.
Boşnaklar burası şehirleşmeye başlayan dek tarlalarında çalışır ve iyi günde de kötü günde de birbirlerine yardımcı olurlarmış.
BOŞNAK ADET VE GELENEKLERİ
Türkiyenin her yerinde olduğu gibi Zeytinalanı’nda da eski Boşnak adetleri unutulmuştur. Köyün eskilerindne Mustafa Amca ” eskiden eve misafir geldiğinde hepimiz ayağa kalkardık.Gideceği zamanda da ayağa kalkardık.Ama şimdi baba eve gelse de çocuklar ayağa kalkmıyorlar.Onlardan yana bir kötülük görmüyoruz ama bu adet uygulanmıyor maalesef “şeklinde konuşuyor.Yine Mustafa amca ” eskiden herkes tek kabdan yemek yerdik artık o adet de maalesef yok ” şeklinde geçmişin kalmadığına vurgu yapar.
Yemek kültürü olarak ” Boşnak Böreği ” her Boşnak diyarında olduğu gibi burda da öne çıkmış durumdadır.
Yine yöre Boşnakları büyüklerine karşı eskiden çok saygılı davranırmış.Siyaha beyaz deseler bile çocuklar beyaz dermiş.
Sabah kahveleri de meşhurmuş.Sabah şafak söker sökmez birbirlerine kahveye giderlermiş.
Zeytinalanda yaşayan Boşnaklar eskiden daha çok Boşnakça konuşurlarken şu anda kullanma oranı düşmüştür.Zeytinalan Boşnaklarından Rabia Atar Yugoslavya doğumlu olduğunu ve ilkokula başladığında Türkçe öğrendiğini anlatıyor.Evde sürekli Boşnakça konuşulduğunu anlatan Rabia hanım bize eskiden dile ne kadar önem verildiğini bize anlatmış oluyor.
Çalışkanlığı ile bilinen Boşnaklar Zeytinalanında henüz yol yokken burada kendilerine ait ev ve yaşantılar kurmuşlar ve adetlerine bağlı yaşamayı da ellerinden geldiği kadar sürdürmeye çalışmaktadırlar.
Boşnaklar Yugoslavyadan adet ve geleneklerini de getirmişlerdir.Mesela düğün olacağı zaman potoplika ve börekler açarlarmış.Bunları bir gün önceden yaparlarmış.Konu komşu düğün sahiplerine destek amaçlı tatlılar ve yemekler yaparlarmış.Boşnaklar bir araya gelir ve düğünlerini şanlı şöhretli yaparak unutulmaz olmalarını sağlarlarmış.Düğünden birkaç gün önce düğün eğlenceleri yaparlarmış lakin bu adet şu an kalmamış.
Boşnak olmayan gelinler alan Zeytinalanı Boşnakları zamanla onlara da adetlerini öğretmişler.Eski gelinler kahve bile ikram etseler arkalarını dönmeden geri geri giderek odadan çıkarmışlar.Bu bize saygının nasıl uygulandığının en güzeli örneğidir.
Zeytinalanlı Boşnakların halen aklında Sancak ve Bosnada.. Oralara gidip ata topraklarını görmeyi çok istiyorlar. Hatta aralarında Sarajevo’ya gidip işyeri açanlar ve ticaret yapanlar da olmuş.
ZEYTİNALANDA YAŞAYAN BOŞNAK SÜLALELERİNDEN BAZILARI
Tutiç,Pepiç,Hotiç,Lazminiç,Pazarac,Rapoviç,Rapiç,Kujovic,Balijagiç,Mekiç,Pijuk,Zaranin,Toskiç,Kukuljac,Hociç,Kozar,Hot,Hadzibuliç,Kaliç,Kajevic,Musliç,Koliç,Kıjametoviç,Banda,Bakoviç,Fakiç,Gezoviç,Drpljanin,Kofre ve Heldiç gibi Boşnak sülaleler Zeytinalan’da yaşar.Bu sülalelerin oluşturduğu nüfusun yüzde 60’ı Güney Sancak kökenlidir.
Kaynaklar:
1-http://www.izlevideo.net/izmir-urla-zeytinalan-bosna-sancak-2-bolum-hq–
452675.html
2-Mostar Dergisi,Temmuz –Ağustos 2004 sayı 5
3-İzmirlife Dergisi Haziran 2010 sayısı
4-arasikackm.com
5-nufusune.com
6-https://www.youtube.com/watch?v=v6ny9gvakO8
7-izmir.bel.tr
8-eskisozluk1923.com
9-https://www.youtube.com/watch?v=v6ny9gvakO8
10-https://www.youtube.com/watch?v=hiZKitXO0jk
11-Faruk Özcan ( Ödemişli Boşnaklardan )
12-https://www.yerelguc.com/odemis-bosnaklar-dernegi-duzenlenen-torenle-acildi
13-Tuncay Saygıner Garçeviç-Ödemiş Balkan Boşnak Derneği Başkanı
14-egetelgraf.com
15-izgazete
16-İlker Avcı (Nohutalan Köy Muhtarı )
17-sssjournal.com/files/sssjournal/1807197949
18-https://dagakactim.blogspot.com/2017/11/birgi-nohutalan-yuruyusu.html
19-Mustafa Durmişeviç Celep Amca (Halilbeyli Köyü Boşnaklarından )
20-Gülşen AKGÜN
21-Ahmet IMIRGI
22-Gerdeme Köy Muhtarı Ali İhsan GÖKSOY
23-devrimcibosnak.blogspot.com.tr
24-Ümit Zakucenic(Çakmaklı Köyü Boşnaklarından )
25-Türkiyede Bosna Göçmenleri, Muammer Demirel,Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi, K.Karabekir Eğitim Fakültesi, Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi ABD.
26-Bucalı Boşnaklar Facebook sayfası
27-nufusune.com
28-wikipedi
29-https://yengen.blogspot.com/2010/03/izmirin-cicek-bahcesi-ciceklikoy-bosnak.html
30-yeniasir.com.tr
31-https://www.kucukmenderes.com.tr/cicekli-koy-sakinleri-tarihlerine-sahip-cikiyor/95359/
32-https://www.gazeteyenigun.com.tr/roportaj/17189737/bornovada-bir-cennet-cicekli
33-https://www.gezinomi.com/gezi-rehberi/bornova-da-gormeniz-gereken-dogal-guzellikler.html
34-https://www.youtube.com/watch?v=ZBUdorIBSjM
35-Bornova Çiçekli Köy Muhtarı Zeki Güler
36-Boşnak Haber (www.bosnakhaber.com)
37-Mostar Dergi,sayı 4 ( İzmir Bosna Sancak Derneği Yayın Organı )
38-afethanimkonagi.com/alacati.html
39-villamer.com.tr/villamer-alacati-tarih/
40-https://www.nisanyanyeradlari.com/?k=1476814471764593&ul=Hepsi&o=i&s=1
41-İzmir ve Zorunlu Göçler: 19.Yüzyılda Yaşanan Göçler Karşısında İzmir Halkının Tutumu Üzerine Bir İnceleme, Metin Menekşe,Şehir Kültür Medeniyet ,Çaka Beyden Günümüze İzmir,Katip Çelebi Üniversitesi ,2022
42-Yugoslavyadan Türkiyeye Göçler (1950-1960),Yüksek Lisans Tezi,Metin Uysal,T.C. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Lisans Üstü Eğitim Enstitüsü Disiplinlerarası Bölegesel Araştırmalar Anabilim Dalı,2023
43-Boşnakların Türkiyeye Göçleri (1878-1934 ) ,Fahriye Emgili
44-Türkiyenin Sadık Vatandaşları Boşnaklar,Sait Kaçapor
45-Facebookta kendi grubumda soru üzerine hangi sülaleye mensup olduklarını yazanlar
46-nufusu.com
47-google.com
48-etnikce.com
49-Yıldırım Aganoglu,Balkanlar’dan Türkiye’ye Göçler (1923-2004)
50-Amra Dedeiç Kırbaç,Boşnakların Türkiyey Göçleri Makalesi
51-Bosna Muhacirlerinin Anadolu’da İskanları (1860-1908),Yrd. Doç. Dr. Erdal TAŞBAŞ
52-Bosnadan Anadoluya Göç Bir Hayli Zor,Mahir AYDIN
53-Boşnak Halk Kültüründe Evlilik Geçiş Merasimi: İzmir Çamdibi Örneği,Yrd. Doç. Dr. Zülfikâr BAYRAKTAR
54-https://www.egedesentez.com/turk-bosnak-ve-arnavut-muhacirlerin-iskan-haklarindan-feragat-sartiyla-izmire-iadeleri-1924-makale,630.html
55-Uluslararası İzmir Göç ve Mübadele Sempozyumu,İzmir Buyukşehir Beledeiyesi Yayınları,2018
56-Sincan Tarih ve Kültür Atlası,Sincan Belediyesi
57-Osmanlı’da Bir Afet Yönetimi Örneği: 1883 Çeşme ve Urla Depremi An Example of Disaster Management in Ottoman State: 1883 Çesme and Urla Earthquake Selahattin SATILMIŞ *
58-https://www.1912karsiyaka.org/karsiyaka-tarihi