Sırbistan’da Osmanlı Mirası: Unutulan Türk Kuleleri

İlk fotoğraf, Vlasina Gölü yakınlarındaki Klisura’da yer alan Türk kulesini, ikinci fotoğraf ise Vlasotince’deki Türk kulesini göstermektedir.
Her iki kule de 18. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı otoritelerinin yerel temsilcileri tarafından, kervanların güvenli geçişini sağlamak amacıyla inşa edilmiştir.
Vlasotince ve Klisura yerleşimleri, “derbendçi” statüsüne sahipti. Yani bu yerleşimlerin halkı, kervanların güvenli geçişini sağlamakla yükümlüydü ve bu hizmetin karşılığında daha az vergi öderlerdi.
Osmanlı yönetimi, derbendçileri (Farsça derbend: geçit, boğaz) yerel Hristiyan halk arasından görevlendiriyordu; çünkü bu insanlar, kervanların haydutlar tarafından soyulmaması açısından en iyi garantiydi.
“Klisura” kelimesinin özgün anlamı nedeniyle, Balkanlar’ın dört bir yanında bu isimde yerleşim yerleri bulunur. Örneğin, Grdelica ya da Svrljig’in eski adı “Derven”di.
Bugün, Osmanlı döneminde neden bu kadar çok dağlık bölgenin yerleşime açıldığını anlamakta zorlanıyoruz. Ancak görüyoruz ki, bu bölgelerin bazıları Osmanlı’nın verdiği ayrıcalıklar sayesinde ya kurulmuş ya da varlıklarını sürdürebilmişler.
O dönemin yer isimlerine bakıldığında bu yerleşimlerin yol güzergâhı üzerinde olduğu anlaşılır: Örneğin, Lopuške Mehanaları (bugünkü Lopušnja), Bistričke Mehanaları (Bistrica) gibi…

Bu eski kervan yollarından biri şuydu: Vlasotince – Lopušnja – Brod – Crna Trava – Klisura… Ardından Trn ve Sofya üzerinden Osmanlı’nın ana yoluna (çarşı yolu) bağlanılarak İstanbul’a gidilebilirdi.
Bugün bile Vlasotince’den Vlasina Gölü’ne (İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşmuştur) giden en kısa yol bu eski güzergâhtan geçer. Ancak bu yol yalnızca Bistrica’ya kadar asfaltlanmıştır.
Bu eski kervan yolları, Osmanlı yönetiminin sona ermesiyle önemini yitirmiştir. Çünkü o zaman Sırbistan ile Bulgaristan arasında bir sınır çizilmiş, bu iki ülke arasında savaşlar yaşanmıştır.
Böylece bu bölgenin tümü jeostratejik önemini kaybetmiş, sık sık silahlı çatışmalar yaşanmış, sınır kapatılmış ve ulaşım daha erişilebilir yeni yollara yönlendirilmiştir…
Tüm bu gelişmeler, 1878 Berlin Kongresi’nden hemen sonra, hem Sırp hem Bulgar tarafındaki bu dağlık bölgelerden halkın göç etmeye başlamasına neden olmuştur.
Bugün artık bu sürecin sonuna gelinmiştir ve görünüşe bakılırsa yakın bir gelecekte bu dağ köylerinde kimse kalmayacaktır.
Vlasotince’deki Türk Kulesi günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış ve şu anda yerel bir müze olarak kullanılmaktadır.
Klisura’daki kule ise kendi haline bırakıldığı için yıkılmıştır. Başta verilen fotoğraf aslında birkaç yıl öncesine aittir.
Klisura’daki kule onarılarak müzeye dönüştürülebilirdi ve bu müze o bölgenin çalkantılı geçmişine tanıklık ederdi.
Ancak ilgisizlik yüzünden yıkılıp gitmiştir. Bu da Müslüman tarihî mirasına karşı olan genel kayıtsızlığın bir sonucudur.
— Esad Rahić
Kaynak: https://www.facebook.com/esad.rahic.39